bu Voices of July 15 de kim? #voicesofjuly15

voj15

“Darbe mi?” 

Milyonlarca insan 15 Temmuz akşamı darbe girişimini ilk duyduğunda bu tepkiyi verdi. O gece hemen hepimiz köprüden ve Beylerbeyi’nden gelen haberleri önce bir güvenlik önlemi olarak algıladık. Öyle ya, bu çağda ve Allah aşkına bu saatte darbe mi olurdu. Darbeler dönemi bir daha açılmamak üzere kapanmıştı ve kimse böyle bir akılsızlığa cüret edemezdi. Öyle sanıyorduk. Oysa hiç ihtimal verilmeyen gerçekleştirilmeye çalışılmış, halkın oyuyla seçilmiş meşru hükumete ve Cumhurbaşkanına askeri darbe yapılmaya kalkışılmıştı. Şaka gibiydi ama gerçekti.

Malumunuz, olayın sürrealliğini ve ilk anki şaşkınlığımızı üstümüzden attıktan sonra ölümü göze alarak, ailemizi Allah’a emanet edip meydanlara çıktık. Sonradan yapılan röportajlarda herkes şunu söylüyordu: “Abdestimi aldım, helalleştim ve çıktım!” O gece meydanlar ve sokaklar bizi birleştirdi; vatanımıza sıkılan kurşunlara bedenimizi siper ederken kendileriyle omuz omuza yürüdüğümüz insanların ne kimliğini ne sosyal statüsünü biliyorduk. Hepimizin ortak gayesi bu ülkeyi hainlere, teröristlere sözümona büyük plan sahiplerine yem etmemekti. Gidecek başka toprağımız yoktu ve ardımızda kalanların huzur içinde yaşayabilmesi için gerekirse şehit olmaya hazırdık. Nitekim 241 vatandaşımız şehit oldu ve binlercesi yaralandı, gazi olarak tarihe geçti.

O geceden sonra “başka neler yapabiliriz?” düşüncesiyle yerinde duramayanlarımız vardı. Sonra birden sosyal medya üzerinden darbe girişimiyle ilgili gerçekleri anlatan bir hesap belirdi. @voicesofjuly15 adında yabancı dillerde dünyaya seslenmeye başlayan bu hesap, darbeye karşı duran bağımsız ve tamamen sivil bir hareket olduğunu gösterdi.

Peki biz kimiz?

Fakir ama onurlu, bu yüzden gönüllü çalışan, hiçbir kuruma bağlı olmayan ve gerçeklerin başkalarınca örtülmesine tahammül edemeyen bir grup genciz. Hikayemiz ise şöyle: 15 Temmuzdan hemen sonra ikinci bir darbe girişiminin olacağı söylenmeye başladı. Gelirse ne yönden geleceği, nasıl gerçekleşeceği meçhuldü. Bütün bir ülke gündüz işine gidip gece meydanlarda sabahlamaya başlamıştı. Bu esnada – vatanseverler ile vatanbilmezlerin birbirinden gece ile gündüz gibi ayrıldığı o günlerde – özellikle sosyal medyada Türkiye aleyhine ciddi bir propaganda yapıldı; buna şahit olunca, hatırlarsınız, haliyle hepimizin tepesi attı. Her şey apaçıktı: Silahla alınamayan, medya gücüyle alınmaya çalışılıyordu. İşte devletin üst üste güvenlik önlemleri aldığı o günlerde birkaç deli ve gönüllü genç olarak bizler, en az darbe girişimi kadar sinsi olan paylaşımlara, haberlere sosyal medya üzerinden öncelikle bireysel şekilde cevap vermeye, hain darbe girişimini ve ardındaki gerçekleri yabancı dillerde duyurmaya çalıştık. Fakat tek başına hareket etmenin sınırları bizi kısa zamanda zorladı. Bir araya gelip ortak bir çalışma yapılmalıydı. Birlikten güç doğardı, 15 Temmuz bize bunu öğretmişti.

21 Temmuz günü Twitter üzerinden yapılan bir çağrıyla naifçe bir araya gelen, aşırı gönüllü gönül adamları, insan evlatları ve bu vatanın çocukları olarak, @voicesofjuly15 adında bir Twitter hesabı açıp bu hesap üzerinden mücadelemizi daha profesyonel ve bütüncül bir çabayla sürdürmeye başladık. Yerli ve yabancı medya organlarının 15 Temmuza dair kasıtlı algı haberlerine “Şşş bi saniye, nereyesin kardeşim?!” diyecek birilerine ihtiyaç vardı, o birileri biz olalım istedik. Ayrıca bu vatan için canını feda eden şehitlerimizi anmayı ve onların gerçeklerle hatırlanmasını sağlamayı da boynumuzun borcu bildik. Kısa sürede ilgi gören hesabı binlerce kişi takip etti.(Etmeyen kaldı mı? Çok ayıp) Bu esnada kim olduğumuzu anlatan bir bildiri kaleme alıp bu bildiriyi yirmiye yakın dile çevirerek ve çevirterek yayınlayınca, az kişiyle ne çok iş yapılabileceğine çok afedersiniz biz de hiç çaktırmadan hayret ettik. Muhakkak görmüşsünüzdür, Facebook ve Instagram gibi diğer sosyal medya araçlarını da aktif şekilde kullanmayı ihmal etmedik.

Bir yandan meydan nöbetlerine devam eden @voicesofjuly15 ekibi diğer yandan farklı dillerde Türkiye aleyhine yapılan haberleri takip ederek bunlara cevap niteliğinde paylaşımlar hazırladı ve yayınladı. Bu süreçte dünya genelinde tanınan bir takım medya organlarında ülkemiz aleyhine çok sayıda yalan, spekülatif ve çarpıtma haber yapıldı; darbe girişiminin içyüzünden bihaber insanlara dünyanın en hakiki hakikatıymış gibi pazarlandı. Tek bir yerden emir almış gibi farklı kanallardan saldıran bu medya organları, darbeye direnen şehitleri yok sayıp, darbe girişimine kalkışan FETÖ ile ilişkili kişilerin gözaltına alınmasını, tutuklanmasını ve görevlerinden uzaklaştırılmasını “cadı avı” olarak dünya gündemine sundu. Bu süreçte yalan olduğu kesin kanıtlarla ortaya konan “boğazı kesilen asker” gibi aslı olmayan haberlerle Türkiye’de bir DAEŞ zihniyetinin hakim olduğu ve Türkiye’nin DAEŞ’e destek verdiği algısı yürütülmeye çalışıldı. @voicesofjuly15 ekibi pasif kalmadı, hızlı bir refleksle bu algıyı çürüten delilleri farklı dillerde yayınladı. Bunu yaparken bazen kahvaltı yapmayı bile unuttu, ailesini ihmal edip azar işitti, dersini ve okulunu salladı.

Darbeyi şirinleştiren medya usanmadıkça, @voicesofjuly15 ekibi de pes etmedi ve hatta büyümeye başladı. Çünkü: Bizi ne sanıyorlardı?! Başta İngilizce ve Almanca olmak üzere çeviri grupları, içerik hazırlama grubu, video hazırlama grubu gibi birimlerden oluşan yatay bir organizasyon şeması ortaya çıktı. Çalışmalarımızı alt üst ilişkisi olmadan, yukarıdan aşağıya bir hiyerarşi oluşturulmadan sürdürmeyi kafamıza koyduk, bugüne kadar acayip demokratik takıldık, her adımımızı oyladık ve istişare ettik. Aynı zamanda hiçbir devlet, medya, sivil toplum kuruluşu gibi kurumun bünyesinde olmamayı, tamamen bağımsız ve gönüllü bir ekip olarak çalışmayı ilke olarak benimsedik. Hâlen bu şekilde çalışmalarımıza ve mücadelemize devam ediyoruz.

İnfografik ve video hazırlama gibi teknik ve maddi destek gerektiren çalışmalar için ekipte yine gönüllülük esasına göre çalışan az ve öz kişilerin olması, bu ihtiyacı ilk etapta ortadan kaldırdı. Böylece hiçbir şekilde kimseden maddi destek almamıza gerek kalmadı. Bugünlerde yayına hazırlanan voj15.com adlı web sitesinin masrafları da ekip üyeleri tarafından karşılandı. Dedik ya, fakir ama onurluyuz. Peki bunları neden anlatıyoruz? Elbette bizi övmeniz için değil. Zira biliyoruz ki, Türkiye’de asıl övgüye layık olanlar, kelle koltukta gezen nice güzel ve cesur insanımızdır. Siz takipçi, sempatizan, destekçi ve ilgili okurlarımızdan naçizane bir kaç ricamız olacak:

1. Manevi destek ve dualarınızı esirgemeyin. Mümkünse bize güvenin. Bizce mümkün.

2. Like ve Retweet butonuna tıklamaktan korkmayın. Biz denedik, başınıza bir şey gelmiyor.

3. El emeği, gönül nuru paylaşımlarımızı size zahmet bize eziyet orada burada duyurun. Özellikle hazırladığımız paylaşımların hedef kitleye ulaşabilmesi için yabancı medya kanallarına, yabancı akademisyen ve gazetecilere ulaşın. Çok takipçili hesapların Türkiye ve darbe girişimiyle ilgili tweetlerinin altına @voicesofjuly15 paylaşımlarını yorum veya mention olarak bırakıp oradan sessizce ayrılın. Akabinde verdiğiniz rahatsızlığı uzaktan seyredin; göreceksiniz ki, çok eğlenceli.

4. Bahsi geçen birimlerde çalışabileceğinizi düşünüyorsanız, yani video, grafik tasarım veya yabancı dil bilginiz varsa ve bu hareketin aktif bir parçası olmak istiyorsanız, size bir DM kadar yakınız.

5. Kafamıza koyduğumuz projeleri yürütebilmek ve içeriklerimizi daha geniş bir kitleye ulaştırabilmek için crowdfunding denen bağış sistemine başvurduk. Bu mücadeleye zengin gönlünüzün yanında bir de pamukellerinizle destek olmayı dilerseniz, bağış yapabilirsiniz. Şurada: https://www.generosity.com/community-fundraising/spread-the-truth-about-the-failed-coup-in-turkey

6. Acemiliğimizi farkettiğiniz anda yüzümüze vurmayın,bizim de bir kalbimiz var, kırılıyor. Tatlı konuştuğunuz zaman tatlı tatlı dinleyen ve eleştiri kabul edebilen tatlı insanlarız. Her türlü desteğinizin ve yapıcı eleştirinizin başımızın üstüne yeri var. Çünkü bir sürü baş yanyana gelince, başımızın üstü de geniş oluyormuş.

7. Yetmez mi?

Biz daha ölmedik, siz de diri ve sesli kalın. Ve unutmayın: Hadi oradan, pabucumuzun darbecileri!

Standart

Samsung Almanya VS @SamsungTurkiye müşteri hizmetleri ve T.C. vatandaşlarına atılan kazık(lar)

Yine yeni bir olayla karşı karşıyayız.

10 Mart 2016 tarihinde çok uygun bir fiyata Almanyadan Samsung Galaxy S6 Edge telefon aldım. Almış olduğum telefonu hevesle Türkiyeye getirip hanıma bozuk olan telefonunun yerine kullanması için hediye ettim.

Olaylar böyle güzel devam ederken o da ne? Telefona sim kartı taktığımızda “sim ağı kilidi” istedi. Ben bu cihaza EUR’lar saymıştım ve şimdi böyle bir reigion/bölge engeli ile karşılaşmak son derece rezil bir şeydi.21.yydayız yahu teknoloji uçmuş gidiyor yalnızca avrupada kullanılan telefon mu kaldı Allah aşkına!!!

Hemen Samsung Türkiye müşteri hizmetlerini aradım. Böyle böyle oldu ve bunu hemen çözelim dedim. Verdiği cevaplar şunlardı.

– Telefonda böyle hizmet veremiyoruz.

– Servise gitmeniz gerekiyor.

– Servis bu işlem için ücret alacaktır.

– En yakın servisi söyleyebilirim.

Telefondaki kadınla uzun münakaşalarım sonrası ikna oldum bu şifreyi telefonla vermiyorlar ve elimdeki telefona özel kod verilmesi gerkiyordu. ANCAK 100 TL vermek de neydi ekstra???

Peki dedim kabul (para kısmı hariç) en yakın servis olan Samsung EKMEN servisi aradım. Konuyu izah ettim ve telefondaki adam bana

– Faturasıyla birlikte telefonu götürmem gerektiğini

– 1 hafta süreceğini

– 100 TL ücreti olduğunu söyledi.

Adamla da münakaşa ettim. Bu telefona para verdiğimi ve bu durumun benden değil samsungdan kaynaklandığını ve para ödemeyeceğimi söyledim. O da işlem yapamayacaklarını söyledi.

Peki dedim.

Samsung Türkiye Genel Müdürlüğe mail attım. Konuyu onlara da açıkladım ve aynen aşağıdakileri yazdım, gelen cevap ise sadece şu oldu (kızgınlıkla yazdığım için tüm imla kuralları vs iptal)

“Değerli Müşterimiz Talha Erhan Özcan,

Merhaba, Ben Samsung Müşteri Danışmanınız Yasin.

Talha Erhan Bey, karşılaştığınız bu durumu anlıyorum. Size yardımcı olmaktan mutluluk duyacağım.

Samsung Electronics Türkiye olarak, yurtdışından satın alınan cihazların sim ağ kilidi aktivasyon işlemleri için ücretli olarak hizmet verilmektedir. Üzgünüz ki, tarafımızdan farklı bir işlem sağlanamamaktadır.

Bize ulaştığınız için teşekkür ederiz. “

 

samsung tr cevap

 

Bana teşekkür ediyor ya. Dalga geçer gibi o parayı ya verirsin ya da telefonu kulanamazsın diyor ve dalga geçer gibi teşekkür ederiz diyordu. Uzunca yazmış bir şey ler söylemişim, hiçbirine tepki bile yok, hiçbirine cevap bile yok, bu kadar ilgisiz, bu kadar başından sağmacı bu kadar kendini özel hissettirmeyen bir müşteri hizmeti anlayışı daha önce çok gördüm ama Samsungdan beklemezdim. (ileride göreceğiz Almanyada böyle değil)

Yahu sen Samsung Türkiye isen ben de Talha Erhan Özcan’ım, sana bu parayı vermeden ve ayağına da gelmeden bu telefonu kullanırım! Farkında değillerdi ANCAK BU SAVAŞ DEMEKTİ. 

Türkiyede başvurabileceğim ve cevap alabileceğim Samsung yetkili birimlerini tükettikten sonra, bu söylediklerinden farklı bir şey söyleyemeceklerine inandığım andan itibaren, hemen hızlı bir şekilde 14.03.2016da Samsung Almanyaya mail attım. Burada yazdıklarımı ingilizce olarak tekrarladım (Almancam çok çok çok zayıf) ve özellikle ekledim. “Samsung Türkiye benden para istiyor benim hatam olmayan bir konu ile ilgili, bu parayı onlara vermeyeceğim.”

Samsung Almanya aynı gün döndüğü cevapta şöyle diyordu;

“Herhangi bir Avrupa bölgesi SIM kartı ile yapacağınız 5 dakikalık görüşme ilgili SIM kartı kilidini kaldıracaktır. Bu yolu deneyemiyorsanız lütfen bize faturayı, IMEI bilgisini ve varsa non-Europe ağ sağlaycınızı bildirin sizler için aktivasyon kodu üretelim”

samsung almanya cevap 3

İlgili bilgileri gönderdim ve 15.03.2016 tarihinde şifreyi teknik birimlerinden talep ettiklerini, tüm adımlarla birlikte tarafıma mail geleceğini belirttiler.

samsung almanya cevap 2

Tam 7 gün sonra şifrem mailime yapmam gereken tüm adımları ile birlikte geldi. Arada bana yapılan bildirimler nazik kibar ve her dediğim her cümlemle ilgili yapılan dönüşler de var hepsini paylaşıp canınızı sıkmak istemiyorum. Sürekli sıkıştırdım 7 gün boyunca hepsinde de dönüş yaptılar en güzel şekilde.

Şimdi;

Ne Samsung Türkiye telefon müşteri hizmetleri (telefon kayıtlarımız Samsungda var) ne Samsung Türkiye mail müşteri hizmetleri (mail kayıtları var) ne de Ekmen Samsung servisi telefonda (kayıtları var) bana bu 5 dakikalık konuşma bilgisini vermediler, ücretsiz çözebileceğim bir yol varken bana bunu HİÇ ANLATMADILAR. İnternete baktım gerçekten her yerde Samsung Almanyanın verdiği bu bilgi yazıyor ancak bu bilgi bana Türkiye yetkilileri tarafından NEDENSE verilmiyor.

Bunlar yetmediği gibi Samsung Türkiyenin yukardaki mailde gördüğünüz ve ilgili telefon konuşmalarında geçtiği gibi başka türlü olmaz o parayı vereceksiniz dediği ve Ekmen servisin 100 TL istediği ve ayağıma faturası ile birlikte geleceksin dediği şifre için Samsung Almanya hiç bir ücret istemedi, ücret istemediği gibi telefonu kalk faturasıyla birlikte Almanyaya getir de demedi, demediği gibi eğer imkanın varsa avrupada 5 dk konuş zaten açılacak bilgisini de verdi. 

 

Samsung Türkiyeye ve başta Ekmen servis olmak üzere tüm servislerine sesleniyorum;

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları yolunacak tavuk mu? Almanyanın 3 mail ile çözdüğü iş için

-Neden insanları ayağınıza çağırıyorsunuz?

-Neden ücretsiz bir işlem için 100 TL talep ediyorsunuz?

-Neden bu işin başka çözümleri olduğunu da insanlara belirtmiyorsunuz?

Bu millet salak mı? Bu millet gerizekalı mı Samsung Türkiye? Bu milletin bir Alman kadar değeri yok mu veya Almanyada yaşayan bir insan kadar veya ingilizce bilmiyor diye bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşından ücretsiz bir işlem için ücret almak nedir?

Şundan da %100 eminim ben Samsung Ekmen servise telefonu faturaları vs getirdiğimde aynen benim yaptığım gibi satın aldığım ülkenin Samsunguna mail atacak benim gibi o da 1 hafta bekleyecekti gelen şifreyi girip bana telefonu teslim edecekti. Bu kadar zahmetsiz ve boş bir iş için beni ayağına getirip para alacaktı.

Biraz Samsung Almanyadan müşteri hizmetleri nedir? Nasıl müşteriye destek olunur? Nasıl müşteriye dürüst olunur? bunları öğrenin, örnek alın! Bize yürüyen PARA gözüyle bakıyorsanız bile bunu bari bize hissettirmeyin, çaktırmayın.

Samsung Electronics Türkiyeden talebim;

-Bir an önce bu 5dk konuşma ile kalkabilecek ve diğer yurtdışı servislerin ücretsiz mail yolu ile çözdüğü iş için bedel talep etmeyi (100 TL) bırakın, bu bedelden vazgeçtiğinizi ve ücretsiz bu hizmeti verdiğinizi açıklayın. 

-Bir an önce müşteri hizmetlerinizle görüşüp direkt olarak para talep ettiğiniz yolu değil, öncelikle bu işin en kolay ve bedelsiz bir çözümü olduğunu (Avrupa hattı ile 5 dakikalık konuşma) belirtin eğer bunu yapamayacaksak diğer şıkları söyleyin. 

-Müşterinizi iyi dinleyin ve küçümsemeyin, müşteri parayı veren, size para kazandıran ve sizi sadece teknolojiniz için değil, marka duruşunuz için de seçen taraftır ve en iyi hizmeti her zaman hak etmektedir. Bu müşteriyi üzme hakkınız yok, bunu tüm çalışanlarınıza da lütfen aşılayın. 

-Buna benzer başka hangi ücretsiz hizmetlerden başka çözüm yolları olmasına rağmen ücret alıyorsunuz bunları da açıklayın ve bu ücretlerden vazgeçtiğinizi açıklayın.

Buradan yurt dışından Samsung telefon alanlara sesleniyorum. Telefonu aldıktan sonra böyle bir sorun yaşarsanız hemen aldığınız ülkenin Samsunguna mail atın 3 mail ile 1 haftada işiniz çözülüyor. Samsung Türkiyenin de bu politikasını değiştirmediği sürece bu konuda dediklerine de inanmayın. 

 

 

 

 

Standart

E5 (D100) YOLUNDA EMNİYET ŞERİDİ OLMAMASI ŞİKAYETİMDE SON DURUM. İBB BEYAZ MASA ÇÖZÜM DEĞİL ŞİKAYET EDİYOR. #emniyetşeridihayattır

Bir önceki yazımda (tıklayınız bir önceki yazı için) diğer kamu kurumlarından cevap beklediğimi belirtmiştim. Süreç şöyle devam etti;

  • Karayolları, Ulaştırma Bakanlığı, İçişleri Bakanlığına, Emniyet GMye aynı şikayeti önceki İBB cevabında belirttiğim ilgisiz ve kayıtsızlık nedeni ile ilettiğimi yazmıştım.
  • İBB şu rezil cevabı attı: “İstanbul Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Koordinasyon Müdürlüğü ile görüşülmüştür. Görüşme neticesinde tarafımıza verilen bilgi aşağıdaki gibidir:
    “Talebiniz, bölgeye ilişkin çalışmalarda değerlendirilecektir.”  İBB burada vatandaşla dalga geçiyor. Ben kompozisyon yazmışım sorular sormuşum, gelen cevaba bakar mısınız? Vatandaşla böyle dalga geçilemeyeceğini vatandaş için çalışıyor olduklarını her kurum her memur adı gibi ezberleyecek bu ülkede. HEPSİ! İBB cevap
  • Karayollarından cevap gelmedi henüz eğer atlamadıysam
  • Ulaştırma Bakanlığından da henüz gelmedi,
  • İçişleri Bakanlığı, İBB ve İstanbul Valiliğine şikayetimi ilettiği konusunda mail attı, içişleri bakanlığı cevap
  • İBB, ilgili şikayet vatandaştan değil üst makamdan gelince tutuştu (yusuf yusuf dersem tam tabir olur kusura bakmayın) ve cevabı değiştirdi. VATANDAŞ SORDUĞUNDA ADAM GİBİ CEVAP VERMEYİ ÖĞRENECEKLER! Cevap şöyle; ibb cevap 2ibb cevap 3

Şimdi cevabı okursunuz ama okumazsanız uzun dersiniz belki diye ben belirli noktaları daha da uzun ve açıklayarak yazacağım.

Öncelikle, cevap verilen yazıda imla yok, özen yok, dikkat yok ve ana tema olarak hepimizin bildiği şeyleri vatandaşa geri şikayet etme var. 

Şimdi gelişmeye gelelim,

İBB diyorki; “Ancak kentte hergün 400 adet otomobil yeni özel araç trafiğe dahil olmakta ve bu araçların sahipleri olan insanlar bunları trafikte kullanmaya devam etmektedir. Bu bağlamda yeni açılan yollar veya alınan ilave tedbirler de bu artış karşısında yetersiz kalabilmektedir.”

Kardeşim BANANE (benena)? Bana niye şikayet ediyorsun bu konuyu. Bu da senin sorunun. Ben vatandaşım çözüm isterim hizmet isterim sen bana çözümsüzlüğü söylüyorsun. BANANE! Ben mi düzenleyeceğim vatandaş olarak araçların trafiğe dahil olup olmamasını! Cümlenin devamında şuraya bakın ne kadar anlamsız ve öylesine laf olsun diye yazılmış “ve bu araçların sahipleri olan insanlar bunları trafikte kullanmaya devam etmektedir.” Bu araçların sahipleri ne yapacak :)))) Araçları kullanmayacaklar mı? Kenara koyup saklayacaklar mı sandın anlamadım? Bu cümledeki tek iyi şey son bölümde yer alan yetersiz kaldıklarını kabullenebilmeleri. EVET YETERSİZLER!

İBB diyorki “Bu bağlamda ; başta D100 koridoru olmak üzere tedbir alınması muhtemel tüm yollarda dünyadaki gelişmiş birçok kentte örnekleri olduğu gibi emniyet şeritleri olarak ayrılan alanların,aktif trafik düzenine tedbirli olarak katılımlarının sağlanması öngörülmüştür. Paris,roma,Londra,Brüksel ve Amsterdam gibi kentlerinde karayolu yol ağı altyapısı incelendiğinde D100 sınıfında ve geometrisindeki birçok yol aksında emniyetşeritlerinin olmadığı görülecektir.”

İmla ile ilgili özen olmadığını başta söylemiştim. Yazının tümünde yok bu bu cümlede daha açık gözüküyor. Harf hataları vs vb hiçbiri bana ait değil o cevaplarda, kopyala yapıştır yapıyorum yazıdan. Emniyet şeritlerinin aktif trafik düzenine tedbirli olarak katılımlarının sağlanması  diyor fakat bana İBBnin bir önceki gönderdiği yazıda emniyet şeritlerinin TEM hariç tüm yollarda tamamen kaldırılmasına karar verildiği yazıyordu. Yani bu söylediği ya yalan, ya da bir önceki cevap yalan. Birinden biri sallıyor. Fransada, İngilterede, İtalyada vs vb diye de geçiştirmiş, ancak ben özellikle örnek vermeleri için belirtmiştim bir önceki yazımda hangi yol, adı ne vs vb detay ama vermemişler.

İBB diyorki; “…trafiğim akış durumuna göre sürekli olarak boş şekilde tutulması gereken en sol şerit ve uygulamanın olduğu yollarımızda bulunan emniyet şeritleri maalesef bilinçsiz sürücülerin işgali altına alındığından acil durum geçişleri yapacak öncelikli araçların geçişleri engellenmektedir.Lakin gelişen teknolojinin imkanlarından istifade edilerek oluşturulmasına devam edilen denetim sistemi…”

Kahkaha atarak okudum. Çözümle ilgili hiçbir şey yazılmadığı gibi buraya kadar, çözümsüzlükleri hepimizin gördüklerini bildiklerini anlattığı kadar, güldürmeyi de biliyorlar. Daha hemen yukarıda her gün 400 araç çıkıyor diye şikayet ederken, şimdi de gelmiş diyorki en sol şeridi aslında siz boş bırakmalısınız :))))))))))) HAHAHAHAHAHA Adama böyle gülerler. Ya yanlış yazdı, veya dalga geçiyor gerçekten. Emniyet şeritlerini öküzler işgal ediyor diyor o doğru bak. Buna %100 katılıyorum. Ancak bahsi geçen yol E5te emniyet şeridi yok, konu ne ara emniyet şeridine geldi? Benim şikayet konumla hiç ilgisi yok. Aaaa pardon onlar bana şikayet ediyorlardı değilmi. 

Burada ne bir soruma cevap verdi, ne özen gösterdi, ne de şikayetimi anladığından eminim çünkü bana insanlar emniyet şeridi işgal ediyorlar diye şikayet etmeye başladı. 

İBB diyorki; “Bir ulaşım aracı olan bisiklet kullanılarak erişim sağlanması için bisiklet yolları inşa edilmekte”

Bir önceki yazımda yayalara göre yolların da öncelikli dizayn edilmesinden bahsettiğim için bunu yazmış, fakat bu sayı yukarıda örnek vermeyi bildiği avrupadan çok daha az ve burada o Avrupa örneklerini vermekten korkmuş ki yazmamış.

“Özel araç kullanımını zorlaştırıcı kullanan öder mantığı içerisinde çalışmalar yapılmakta”

Bu mesela bir çözüm, tüm yazı boyunca ilk defa bir çözüm gördük vatandaş şikayetine, ancak bu çözüm de yine ana temamız olan emniyet şeridine değil, yayalaştırma ve toplu taşıma kullanımı için çözüm, yapabilirlerse bu çalışmaya ne güzel.

Yazının sonunda İBB diyorki; “(İlgili müdürlükten bilgi alabilirsiniz)”

Vatandaşlar! Ey Halkım! bu İBB Beyazmasa zaten niye var? Ben her müdürlüğe tek tek gideceksem niye İBB Beyazmasaya yazıyorum. İBB Beyazmasa benim temsilcim değil mi İBBde? Halka dönük yüzü değil mi İBBnin her müdürlüğü ayrı ayrı niye meşgul edeyim? Ben sana soruyorum, sen ilgili müdürlüklere ilet, yetkin var ilet ilgili müdürlüklere, gelen cevabı bana gönder. Ki zaten tek yaptığın bu herhangi bir yaptırım gücün yok. Ancak tahmin ediyorumki, ilgili müdürlükten bilgi alabilirsiniz dediği her sorumun cevabı olumsuz ve yine burada bu cevaplarıyla ne kadar özenli olduklarını ve başlarından atmak için uğraştıklarını görebiliyoruz. Ayıp ve yazık.

Bir önceki yazıda yer alan 1. soruma cevap yok, 2. soruma cevap yok, 3. soruma cevap yok, 4. soruma cevap yok, 

5. sorumla ilgili olarak link atmışlar linkte incelediğim kadarıyla şerit genişliği ile ilgili metre belirten sadece şu cümle var “Yol ve şerit genişlikleri yeterli olmalıdır (en az 3,4 metre genişlikte en az iki şerit). Dar şeritler çok az bir hata marjı sağladığından, hız sınırları sürücülerin sürekli şerit içinde kalmaları için gereken sınırı aşmamalıdır.” ancak E5te şu kadar, linkte yer alan bilgi şu ve uyuyor denmiyor. E5te şerit genişliği ne kadar yazmamışlar. Belkide yazamamışlardır ha?

Cevapta olumlu olan şeylerden bir diğeri, ikincisi ve sonuncusu şu cümle;

“Çok mecbur kalınmadıkça yeni yol aksları açılmayarak arazi kullanımının suistimal edilmemesi ve özel araç kullanımının teşvik edilmemesi sağlanmaktadır.”

Bravo. En azından bunu düşünmüşler diyebiliyorum. Ama şüphem de var, acaba düşündüklerinden mi yoksa yer yok oralara da ev mev yaparız dediklerindenmi böyle yapıyorlar emin olamıyorum.

Sonuç olarak;

Bu yazıdan başka dönüşler gelecek mi ilgili kurumlardan bilmiyorum, ancak vatandaşla iletişim ve hatta çözüm odaklı iletişiminiz “gidin ilgili müdürlüklerden bilgi alın”sa Beyazmasa boşuna. Olayınız çözümleri anlatmaktan çok problemleri anlatmak ve olan durumu vatandaşa şikayet etmekse İBB Beyazmasa boşuna var. İnanılmaz amatör bir çalışma sürdürüldüğü çok açık Beyazmasada, illa üstmakamdan şikayetin gelmesi gereken süreçle başlayıp şu gelen alelacele dikkatsizce yazılmış cevaba kadar her şey amatörce, ilgisizce.

Ben bu gelen cevapta kesinlikle anlamlı, mantıklı, çözümcü hiçbir açıklama görmüyorum. Hala daha E5te sabah trafiğinde kalp krizi geçirsem emniyet şeridi olmadığı için bana ambulans nasıl yetişecek veya ben hastaneye nasıl yetişeceğimin cevabını verememişler. Onun haricinde bir sürü safsata var.

Geri kalan tüm değerlendirmeleri size bırakıyorum.

Unutmadan Belediyeye İçişleri ve Emniyet GMden iade yazısı da şurada;

emniyet ve içişlerinden iade

#emniyetşeridihayattır

Standart

E5 (D100) YOLUNDA EMNİYET ŞERİDİ OLMAMASI VE İNSAN HAYATINI ÖNEMSEMEYEN UYGULAMA HAKKINDA ŞİKAYETİM #emniyetşeridihayattır

IMG_4944

Yine bir sorun ile merhaba,

06.10.2015 tarihinde birebir yaşadığım E5 karayolunda olmayan emniyet şeridi ile ilgili sıkıntıyı (bir ambulansın dakikalarca boş yere bizim ile birlikte trafikte kalması ve gideceğe yere ulaşamaması ve geç ulaşması) bir şekilde gündeme getirmem gerektiğini yetkililere iletmem ve sormam gerektiğini düşündüm. Birimiz yapmalıydı.

Twitter üzerinden İstanbul Valiliği, Vali Bey, İBB beyaz masa,  İBB Başkanına konuyu menşınlarla ilettim. İşte buradalar;

IMG_4945IMG_4946

Sadece ve sadece Beyazmasadan aynı gün twitter üzerinden cevap geldi ve gelen cevap ile şok oldum. Cevapta aynen şöyle yazıyor;

IMG_4947

“Metrobüs Hattının hizmete sunulmasıyla birlikte E-5 Karayolunda şerit daralması olmuştur ve yeni şerit kazandırmak amacıyla Emniyet Şeridi (TEM hariç) tüm güzergahlarda kaldırılmaktadır. Ayrıca, E-5 Karayolu Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından İstanbul Büyükşehir Belediyesine devredildikten sonra “şehiriçi Anaarter Yol” statüsüne kavuşmuş olup; sözkonusu güzergaha hız sınırlaması Ukome kararı gereğince 80km/saat olarak belirlenmiştir ve ilgili trafik işaret levhaları güzergah boyunca yerleştirilmiştir. Uluslarası karayolu standrtlarına göre 80km/saat olan bir yol için şu anki E-5 karayolundaki mevcut şerit genişlikleri nizamidir. E-5 karayolu üzerinde belirli noktalarda zorunlu haller için cepler yapılmıştır. Ancak, E-5 güzergahı üzerinde zorunlu hallerde yolda kalmış araçlar için trafiği olumsuz etkileyecek durumların olmaması için belirli noktalara çekiciler konuşlandırılması konusunda değerlendirmeler ve çalışmalar yapılmaktadır. En kısa sürede bu konudaki uygulama başlatılacaktır.”

Bakın, sizlerinde ilk okuyuşta rahatça anlayabildiğiniz gibi, twitter üzerinden şikayetimi yöneltirken bu konuyla ilgili, insan hayatı ve insani acil durumlardan, yangın, hastalık vb, bahsettim ancak verilen cevapta insan hayatı ile ilgili hiçbir bilgi olmadığı gibi, ilgi olmadığı da gözükmekte. İnsan hayatının önemsenmediği bu cevapta, veya cevapta alındığı bahsedilen kararlarda, sadece taşıtların trafik hareketliliği üzerine saçmalanmış ve emniyet şeridinin TEM hariç tüm güzergahlarda kaldırılması gibi sadece ve sadece trafiği rahatlatabilmeye yönelik amaçsız bir karar alındığı belirtiliyor. Yahu “zorunlu haller için cepler” dediği kısımda dahi zorunlu hal olarak SADECE VE SADECE araç trafiği düşünülüyor. Biz ne zaman bu kadar insandan uzaklaştık belediyecilikte, insana hizmette gerçekten bilmiyorum.

Ben şikayetimde, twitterda, ısrarla trafikte E-5 üzerinde bir serviste yaşanacak bir kalp krizine veya E5i kullanan bir ambulansın dahi emniyet şeridi olmadığından herhangi bir yere yetişemeyeceğinden bahsederken, gelen cevaplarda ısrarla TEM hariç tüm güzergahlarda trafiğin rahatlaması adına ek şerit oluşturularak emniyet şeridi kaldırılmıştır denmekte.

İstanbulda E-5in alternatifi TEM değil, hatta yok.

Gelişmiş ülkelerde şehir içi trafik çözümlerinde “karayolcu yaklaşım” diye adlandırılan ve taşıtların hareketliliğini önce çıkartan çözümler 1950li yıllarda terkedilmiş. Bugünkü çözümlerde, insanları, insanların hareketliliğini gözönünde bulunduruyorlar adamlar. Yani şehir ve yollar planlanırken araç trafiğine göre dizayn edilmiyor, insana göre sana göre bana göre benim için senin için dizayn ediliyor. Adamlar bu basit ve güzel mantığı 1950lerde anlamışlar. Ne güzel.

Ancak beyazmasanın bana cevap olarak gönderdiği mesajda insan hayatı ve insana dair hiçbir ibare yok, taşıtların hareketliliğine yönelik düzenleme yapıldığı açıkça belirtiliyor ve hatta insan hayatı ve acil durumlar için inanılmaz önem taşıyan emniyet şeridi uygulamasının kaldırdıldığı belirtiliyor!

Bir İstanbullu olarak bu uygulamadan şikayetçi olduğumu ve açıklama beklediğimi elbette belirttim beyazmasaya tüm bu yukarıdakileri de şikayet metnine katarak. Hatta biraz daha anlaşılır hissedilir olsun diye aşağıdaki örneği de katarak yazdım.

“Sizden örnek vereyim.  Bugün İstanbul Valisi veya Belediye başkanı  sabah iş trafiğinde trafikte E-5in ortasında kalp krizi geçiriyor olsa, veya benzer bir acil durum, ambulansız yetişeceği bir emniyet şeridi, içinde bulundğu aracın hızla hareket edebileceği bir emniyet şeridi yok. Bu kabul edilebilir bir uygulama değildir.”

Rezalet oldukça büyük açıkçası benim açımdan. Konu hakim olduğum ezbere bildiğim bir konu değil elbette. İnsani düşünüyorum sadece ve yanlışsam da anlatsınlar cevaplasınlar bileyim diye soruyorum.

ve sonra aşağıdaki sorularıma cevap beklediğimi belirttim bir vatandaş olarak.

1- Emniyet şeridi olmayan yollarda, günün her saati trafik problemi yaşayan bir yolda Ambulans, İtafiye ve kolluk görevlilerinin araçlarıyla acil durumlarda nasıl ilerlemesini bekliyorsunuz? Çok net bir soru.

2- Bugün İstanbul Valisi veya Belediye başkanı  sabah iş trafiğinde trafikte E-5in ortasında kalp krizi geçiriyor olsa, veya benzer bir acil durum, ambulansın yetişeceği bir emniyet şeridi, içinde bulunduğu aracın hızla hareket edebileceği bir emniyet şeridi yok. Yaşama şansı nedir? Yaşam gibi değerli bir şeyi şansa mı bırakacağız?

3- Gönderilen cevapta “yeni şerit kazandırmak amacıyla Emniyet Şeridi (TEM hariç) tüm güzergahlarda kaldırılmaktadır.” Denmekte. Bu kararı kim almıştır? ne zaman alınmıştır? karar sayısı, toplantı sayısı nedir? Varsa bir örneğini gönderir misiniz? Karar alınırken e-5 karayolunun hizmet seviyesi nedir? E-5 karayolu ile ilgili yapılan etüd çalışmaları nelerdir? Gibi sorular incelenmiş midir incelendiyse sonuçları nelerdir?

4- Gönderilen cevapta “.Ayrıca, E-5 Karayolu Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından İstanbul Büyükşehir Belediyesine devredildikten sonra” denmekte. Bu kararı kim almıştır? ne zaman alınmıştır? karar sayısı, toplantı sayısı nedir? Varsa bir örneğini gönderir misiniz?

5- Gönderilen cevapta “Uluslarası karayolu standrtlarına göre 80km/saat olan bir yol için şu anki E-5 karayolundaki mevcut şerit genişlikleri nizamidir” denmekte. Söz konusu uluslararası standartlar nelerdir? standartların bir linkini veya bir örneğini gönderebilir misiniz?

6- Uluslarası standartların yanı sıra TSEnin belirlediği standartlar var mıdır bu konuyla ilgili var ise linkini veya bir örneğini gönderebilir misiniz? Hangi standartlar uygulanmıştır?

7- 2011 İstanbul Metropoliten alanı ve Kentsel ulaşım planında 20.4 maddesinde

“1. …..ağ planları her 3 yılda bir, İBB-UTM (İstanbul Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Talep Tahmin Modeli) ve altyapısı her yıl güncellenmelidir.” Denmekte, güncellenmiş midir? Güncel hali nerededir?

“3. Toplu Taşıma Master Planı yapılmalıdır.” Denmekte, güncellenmiş midir? Güncel hali nerededir?

“4. Metropoliten alan Lojistik Master Planı yapılmalıdır.” Denmekte, güncellenmiş midir? Güncel hali nerededir?

“6) Trafik sıkışıklığı yaşanan ve acil çözüm bekleyen bölgeler için projeler geliştirilmelidir.” Denmekte, güncellenmiş midir? Güncel hali nerededir?

8- İstanbul İçin Deprem Master Planı (DMP) İBB tarafından Temmuz 2003’te bir kaç üniversitenin işbirliğinde yapılan çalışmalara dayanarak hazırlanmıştır. Gelinen noktada 2015 yılında bu çalışma güncellenmiş midir? Emniyet şeridi olmayan bir E-5 yolu bu plana ne kadar uygundur?

Yukarıdaki soruları 10.10.2015 tarihinde beyazmasaya yönelttim. Özenle hazırladım.

Sevdiklerimin, amaçsızca insan hayatı gözetilmeden alınan bir karar ile emniyet şeridi yok diye Allah korusun zarar görmelerine izin veremem en azından vermemeye çalışırım, çalışmam lazım diyerek sordum sorularımı.

15.10.2015 tarihinde Beyazmasadan konuyla ilgili cevap geldi. Cevap konusunda hızlılar ancak niye hızlı olduklarını cevabın sadece ve sadece 2 cümleden oluştuğunu okuduğumda anladım. 5 gün boyunca cevap ordan oraya ulaştırılmış ve sadece 2 cümle yazılmış. 5 günde 2 cümle yazan bir müdürlük diye başlayan belediye problemleri yazacağım.

IMG_4948

11010861365 sayısı ile kayıtlı sorularımın Ulaşım Koordinasyon Müdürlüğü ile paylaşıldığını ve cevabın şu olduğunu belirtiyor. “Söz konusu yerle ilgili bölgesel ulaşım proje çalışmaları devam etmektedir. Talebiniz proje çalışmaları esnasında dikkate alınacaktır.” VOOOOV OHAA SÜPER!!!11 Ne kadar mükemmel bir cevap değil mi yukarıda sorduğum sorulara. Çok etkilendim gerçekten.

EVET DALGA GEÇİYORLAR. Ben 8 tane soru sormuşum hiçbirine cevap yok, olmadığı gibi proje çalışmalarında dikkate alınacaktır diyor, yani diyorki 10 seneye düşünürüz. Yahu emniyet şeridi, insan hayatı vs vb dedim neyin projesi hangi proje olduğunu bile yazmadığın atmasyon bir proje cümlesiyle öteliyorsun söylediklerimi. İnsan hayatının önemini hala anlamazlıktan gelmek…

8 ana soru sormuşum ve hiçbiri “gizli bilgi / belge” engeline takılmayacak sorular. Fakat Ulaşım Koordinasyon Müdürlüğünde sorularıma cevap vermeye tenezzül dahi etmeyen memur(lar) her kimse eminim soruları dahi okumamış. Bir vatandaş olarak hayatımı tehdit eden bu kararla ilgili sorular sorma hakkım var.

İstanbulda TEM hariç dediğiniz anda İstanbulun %90ı kalıyor geriye ve bu kalan %90 yolun hepsine emniyet şeridinin kaldırma kararı böyle müthiş trafiği olan bir şehirde ambulans ve itfaiye gibi araçların hareket dahi edememesi demek. hareket edememesi insan kaybı demek… Ama olsun gençler, önümüzdeki projelere bakacağız. 

Gerçekten özensiz, ciddiyetsiz ve önem vermeden yapılan halka hizmetten kesinlikle nefret ediyorum.

Bu dünyanın en saçma ve gereksiz cevabını verme başarısını sağlayan beyazmasa ve ulaşım koordinasyon müdürlüğü işbirliğinin ardından konuyu üstte yazdıklarımın tümü ile birlikte Karayolları, Ulaşım Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı İstanbul Valiliği ve BİMERe de yazdım şimdi onlardan cevap bekliyorum.

Onlara yazarken karakter sınırının izin verdiği kadarıyla şunları da ekledim;

Yurt dışında, Avrupada, Amerikada, Japonyada, Çinde hangi şehrin %10una ulaşan bir çevreyolu hariç geriye kalan tüm yollarında emniyet şeridi uygulaması kaldırılma kararı alınmış lütfen bana örnek verin bu konuyla ilgili dedim.

Hadi bakın, zaten şansa yaşıyoruz diyoruz ya, başta söylemiş olduğum insan kaygımdan vazgeçtim, vazgeçtim ya ölelim bir şey olmaz zaten öyle böyle öleceğiz diyelim, emniyet şeridi olmayan ve İstanbulu boydan boya geçen bu yol, en çok kullanılan bu yol, tek bir araba kazası ile emniyet şeridi olmadığı için felç olmakta, oluyor. Taşıt trafiği düşünülerek dahi bu kararın alınmasının izahı yok, çünkü İstanbul trafiğinde bu şoför ve zihniyetle kaza kaçınılmaz en ufak kazada emniyet şeridi olmadığından, araçların duracak bir alanı olmadığından, felç. Cepler yapılmış diyor, kaza yapacaksınız eğer o ceplere denk gelecek şekilde kaza yaparsanız seviniriz sevgili İstanbullular.

Elle tutulur hiçbir yanı BENCE olmayan bu karardan, ambulans ve itfaiyeler bir an önce istedikleri yere rahatça gidebilsinler, insanlar ölmesin diye vazgeçilmelidir diye de belirttim. Bunları size de okutuyorum çünkü bilin, bilin ve siz de sorun, sorgulayın. Yaşadığımız bu şehir bizim ve görevliler bizler için çalışıyor, çalışmalı. Gerekirse zorlayacağız.

Şimdi diğer kamu kurumlarından cevapları bekliyorum. Onları da sizlerle burada paylaşacağım. Ulaşım Koordinasyon Müdürlüğü açık bir şekilde, net bir şekilde sınıfta kalmış durumdadır. Beyazmasaya ise kızamıyorum çünkü sadece elçi. 

Yazmayı unutmuşum: Kesinlikle metrobüsün E-5 üzerinde, yoldan şerit alınarak yapılmasına da şiddetle karşıydım. Hala karşıyım. Metrobüs gidecekse aynı yolun üzerine asma yol köprüler yap vs ama yap oradan gitsin. Metorbüsü koyduk diye şeritleri aldın, şeritleri minimuma daralttın, bir de emniyet şeridi kaldırdın. Vallahi helal olsun.

#emniyetşeridihayattır

Standart

Böyle giderse FISKİYEYİ ben kıracağım! / İBB Beyaz Masa ve Park ve Bahçeler Müdürlüğünün Cevapları

SU!

Hepimiz eminim biliyoruz ve farkındayız suyun öneminin. UN Water’a göre 748 Milyon insan hala sağlıklı tertemiz içilecek suya erişemiyor. Büyük rakam. Büyük ve üzücü bir rakam. Teknolojinin zirveye oynadığı dönemlerde böyle acı rakamlara sahip olmak temiz içilecek suya ulaşan insanların umursamazlığı ve israfından da kaynaklanıyor biraz. Yani bunda da payımız var. Hatta 3. Dünya Savaşının “su”dan sebeplerle çıkabileceği teorilerinin yanında bazı araştırmalara göre 2050 yılında 2.5 Milyar insanın su sıkıntısı çekebileceği yönünde. Bu tip araştırmaları detaylı ve uzun yazabilirim ancak şu an konumuz FISKİYELER ve fıskiyeler detayında tüm bu tip ufak gözüken detaylarda gizli duran ama bir şehri güzel gösterecek ufak dahi olsa israfı önleyecek şeyler.

Dinimizin ne denli israfa karşı olduğunun bilinci de hiç yoksa bile kulaktan dolma bir şekilde hepimiz de var. İnsan olarak zaten kendimizden başkasını da düşünerek israf etmeme dürtüsüne sahip olmamız gerekir. E bizi yönetenler de bizim aramızdan çıkıyorlar madem, bu özelliklere sahip olduklarını düşünüyorum.

Günlerdir denk geldiğim bir sahne beni rahatsız ediyor artık. Yer ve zaman belirtmeme gerek yok, çünkü siz de karşılaşıyor veya karşılacaksınız çok yakında. Belediyelerimizin yeşil alanlarda yaptığı saçma sapan, kontrolsüz, rahatlıkla israf diyebileceğimiz fıskiyeli sulama çalışmaları… Elbette Belediye Başkanlarının tüm yeşillik alanları gezmesini bekleyemem. Ki bence gezsin ay yılda 1 gününü buna ayırsın. Belediyelerimizin bünyesinde yer alan Park ve Bahçeler Müdürlüğü ne işe yarar? Bu müdürlüğün görevleri nelerdir? Soruların cevabına benim şuan sizlere yazdığım konunun girdiğini belirtmeme gerek yok.

Bir görevli işçi (taşeron belki) çimlerin arasından bir kapak açıp suyu açıyor ve başlıyor cümbüşlü israf şenlikleri. Suyu çim hariç her yere, insanlara, arabalara, yollara, kaldırımlara fırlatmayı başaran, fıs fıs sesiyle kalplere dokunan, dönerken acaba benim üstüme denk gelecek mi hızlı mı yürüyeyim geçebilecek miyim acabalara sebep olan, bazı zamanlar otomatik bir sistemi olmadığından kapatılmakta geç kalındığı için çimlere çimlerin ihtiyacından fazlasını veren, yollara, kaldırımlara, tozla karışıp çamur olup insanların ayakkabılarına bulaşan,  müthiş bir sanat eseri çıkıyor ortaya.

Elbette müthiş bir sanat eseri dediğime bakmayın, fıskiye ve sulama denmez buna bu tam bir israf makinesi!

Tüm bunlar o fıskiye sistemine, o işçiye, o elektiriğe harcanan paranın da israf olduğunun kanıtı boşa giden suyun yanında. 2015 yılında, şoförsüz arabalarla yolculuğun başladığı bu yılda hala daha tam otomatik fıskiye sistemini kuramayan başta İlçe Belediyelerine, sonrasında Büyükşehir Belediyemize teşekkür etmiyorum. Bize, İstanbul gibi özel bir şehire ve bu şehrin sakinlerine bu sahneleri her yıl, her bahar, her yaz yaşattıkları için yazık.

Peki soruyorum; bu işçilerin kafasına göre ayarlayıp bırakıp gittiği, litrelerce suyu çimler yerine yollara, kaldırımlara, insanlara, arabalara fırlatan veya kapatılmadığından israfa yol açan o küçük sevimli fıskiyelerin kontrolü bu kadar mı zor yoksa umursamıyor muyuz nasıl olsa su var diye?

Fıskiyeleri kırıp, bozup kamu malına zarar verecek kadar cahil ve gerizekalı değilim. Ancak Belediyelerin ve özellikle Park ve Bahçe Müdürlerinin de benim gibi her türlü israfa ve güzelliği bozan bu detay ve ayrıntılara dikkat etmeyip, önlem almayacak, umursamayacak kadar gevşek olmaması gerekir. Yani o park ve bahçeleri, yol kenarında yer alan güzel yeşil çimler ve rengarenk çiçekleri yaparken biraz daha kafamızı çalıştırıp otomatik, zaman özelliğine sahip uzaktan merkezden ayarlanabilen sistemlerin altyapısını kurup sonrasında üzerine o güzellikleri koysak. Kusura bakmayın ama isteseler ve bunu dert edinseler yaparlar. Öyle büyük bütçelere sahip belediyeler için bu işler küçük işler.

Boş durmadım. İBB Beyazmasaya sordum soruları. Sorularım şunlardı;

“Sn. Yetkili,

Bahar ve yaz ayları geldiğinde kendimi bildim bileli aynı görüntülerle İstanbulun her yerinde karşılaşıyorum. sulama sistemleri düzgün ve verimli çalışmıyor! Yola arabaya insanlara geliyor veya falza sulama yapılıyor.

İstanbul yol kenarlarında ve park ve bahçelerinde yer alan sulama sistemlerinin doğru ve düzgün çalışmıyor olması israfa yol açıyor. Bu nedenle bir kaç sorum var.
1- İstanbulun bahar ve yaz aylarını kapsayan Nisan-Mayıs-Haziran-Temmuz-Ağustos ayları içerisinde günlük ortalama su tüketimi kaç metreküp ve bu tüketim içerisinde park ve bahçeler ile yol kenarlarında yer alan çiçekli ve çimli yeşil alanlara harcanan su tuketimi kaç metreküp, payı nedir?

2- İstanbulda kaç noktada sulama sistemi var kaçı otomatik sisteme sahip, kaçı işçiler tarafından yönetiliyor?

3- Bu işçilere sulama, park ve bahçe eğitimi veriliyor mu? Eğitimin içeriği nedir?

4- Sulama sistemlerinin verimliliği ile ilgili bir raporunuz var mı? bir çalışma yapıldı mı?

5- Tüm sulama sistemlerinin otomatik devreye girmesi ve bir merkezden yönetilmesinin maliyeti nedir bununla ilgili bir projeniz var mı? Yoksa neden?

6- Sadece döneminizde değil sizden öncede yaşanan bu su israfından başka bir şey olmayan sulama sistemleri problemi ile ilgili yıllar içinde yapılan çalışmalar var mı? Varsa nelerdir?

İlginiz için teşekkürler.

Saygılarımla,”

VE İŞTE GELEN CEVAP;

Bilgi edinme ibb

OKDUYSANIZ CEVABI ŞİMDİ GELELİM CEVAPLARI DOĞRU OKUMAYA;

1- İlk soruma cevabı yarım vermişler. 17 Milyon Metreküplük bir harcama yaptığını bilen müdürlük eğer benim acaba İstanbul genelindeki payım ne diye merak etmiyor ve bir rapor hazırlamıyorsa bu çok büyük bir eksiklik. Ayrıca Ben sorumu İBBye genel sordum sorumu Müdürlüğe yönlendiren Beyaz Masa yönlendirdiği müdürlükte bu bilgi yoksa yine beni ilgilendirmez. Kısacası bu sorumun cevabı verilmeliydi basit bir bilgi aslında ama nedense (!) verilmemiş.

2- Vatandaş olarak istanbulda kaç sulama sistemi var kaçı otomatik kaçı manuel diye sorma hakkım veya bilgi alma hakkım yok mu? Yokmuş demekki çünkü arazi şartlarına göre diyerek geçiştirmişler. Bari toplam rakamı söyle. O da yok. Acaba diyorum tam sayıyı onlarda bilmiyor da o yüzden mi böyle yazdılar? 

3- En azından eğitim verildiğini ve sertifika aldıklarını öğrendik çalışanların ve bu güzel bir şey gerçekten. Ancak nedense sahada bu eğitimin karşılığını sulama kısmında özellikle göremiyorum vatandaş olarak. Bunun denetlemesi kim tarafından yapılacak? Yapılıyor? Park ve Bahçeler Müdürlüğü eğitim verdirttiği personelinin ne eğitim aldığını bilmiyor mu? Garip. Ben bir alt firmadan taşeron hizmet alsam ve personel eğitilse siz bunları nasıl eğitiyorsunuz, benim işimi yaparken hangi eğitimle yapacak işi diye merak ederim. 

4-5-6 sorularımın ise ayrıca çalışma gerektirdiğinden, ki evet ayrıca çalışma gerektiği için size soruyorum zaten yoksa bende bulur bilgiyi ve uyduruk cevaplarla geçiştirirdim, cevap vermemişler. Lütfetmişsiniz,  sorduğum sorulara kaçamak verip aslında hiçbir cevap vermeyerek. 

KISACA HİÇBİR SORUMA DÜZGÜN CEVAP VERMEMİŞLER. TAM BİR KOMEDİ!

Özellikle 5. sorumda “…bununla ilgili bir projeniz var mı? Yoksa neden?” diye sordum fakat hiç ilgilerini çekmemiş bile. Demekki İstanbulun yakın zamanda akıllı tam otomatik sulama sistemine geçeceği yok. Çünkü mantık “nasıl olsa su var yaa bir şey olmaz.”

Olur beyler! Olur hanımlar! olur. Şimdi dikkat etmezsek çok daha yakında olur. Şimdiden planlamazsak çok daha vurucu olur. 

Son olarak; şu zamana kadar soru sorupta bu kadar kötü, özensiz ve belirsiz cevap aldığım ilk kurum olmayı başaran, sorularımı cevaplamayarak aslında belkide HAKLI OLDUĞUMU ve sulama işlerinin şu haliyle tam bir israf makinesi olduğunu kabul eden Park ve Bahçeler Müdürlüğüne ayrıca teşekkürlerimi sunuyorum. 

Standart

Nükleer Santral hakkında bir kaç soru sordum ve Bakanlık cevapladı

Geçen günlerde benim karşı çıkmadığım, yapılabilir sorun yok dediğim ve hala daha öyle düşündüğüm Nükleer Enerji Santrali ile ilgili konular gündeme geldikçe ihaleler tamamlandıkça sözleşmeler imzalandıkça aklıma bir kaç soru takıldı. Basit bir kaç soru. Merak tamamen. Aynı soruları twitter denen sosyal platformda @balzamicsirke bey de sorunca  Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına sormak benim açımdan şart oldu. Başka bir çok soru var sormak istediğim ama neden maliyetler daha çok ilgimi çekti.

Bu sorular en basit halleri ile şunlar;

1- Yapılacak nükleer santrallerden alacağımız enerjinin maliyeti ne olacaktır?

2- Türkiye olarak ortalama enerji maliyetimiz nedir?

3- Yapılacak santrallerden bir fiyat alım garantisi verilerek mi enerji alımı yapılacak?

Soruları Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına ilettim ve kısa sürede tarafıma dönüş yaptılar. Bu dönüş için Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği’ne teşekkür ederim.

Sorulara yönelik cevapları aşağıda Bakanlık tarafından gönderilen cevap metninde bulabilirsiniz. Gelen cevaba baktığımda (bugüne indirgenmiş fiyatıyla) ülke olarak gayet kârlı bir iş yaptığımızı anlıyorum.

Öncelikle kendi yorumumu ve araştırmamı katmadan yayınlıyorum. Akabinde yapacağım araştırmalar ile bir başka yazıda yazıdaki bilgiler, hesaplamalar ve rakamlar doğru mu değil mi güzel bir şekilde paylaşacağım. Ha ben doğruluğuna güveniyorum ancak teyit edilmemiş bilgi hep bir eksiktir. Konuyla ilgili bilen daha önce araştırmış olan kişiler varsa yazsınlar lütfen.

Buyrun;

 

Standart

Çocukların sevdiği yiyeceklerde dahil gıdada Sodyum Metabisülfit E223 ve genel olarak sülfit araştırması – 1

E223

Sodyum metabisülfit  E223

Elevit ve domuz ilişkisi ile ilgili yazdığım blog yazıları bir yerlere ulaştı. Birilerinin dikkatini çekti ve konuyla ilgili yazılarımında kaynak gösterildiği dava açıldı ayrıca bir süreç daha var bu da dava süreci kadar önemli onu da inşallah gerçekleştiğinde yine burada duyuracağım.

Ancak ilaç konusuna değinince bir de günlük yediklerimizin içinde kim bilir neler var sorusu sürekli içimde. Markette gerçek bir psikopat haline geldiğimi söyleyebilirim. Bu yüzden ekmek konusunda L-sistein hakkında yine ufak bir araştırma yapmış Bakanlıktan sorularıma gönderilen yazıyı ve rahatlatıcı cevabı burada sizlerle paylaşmıştım.

Bu iki araştırmayı da sonuçlandırdıktan sonra sıra bir yenisine geldi. Geldi çünkü şirketlerin büyük paralar dönen gıda sektöründe var olma ve daha çok para kazanma, maliyeti düşürme savaşları insanları muhakkak bir yerlerde kötü etkiliyor. Maliyetler ar-ge ile düşüyor. Ancak ar-ge insan faydasına değil doğal olanı daha ucuz olan yapay olan ile ikame etmeye gidiyor.

Ekmek ile ilgili araştırma sırasında bir okuyucum şu e-postayı gönderdi.

“NOT: Sizden bir ricam var. Eğer gündeminize alabilirseniz bisküvi üretiminde kullanılan SODYUM METABİSÜLFİT i lütfen alın. Alzaymır yaşının ülkemizde niye 50 yaşın altına düştüğünü, kanser vakalarının niye bu kadar yayıldığını göreceksiniz. Ayrıca Irak, İran, Cezayir, Rusya, Kanada ve ABD de niçin yasaklandığınıda araştırabilirsiniz. Özellikle petibör bisküvilerin içindekilerinde koruyucu olarak kullanıldığı yazmakta. Fakat koruyucu değil ….“

Kayıtsız kalamadım.

Şimdi birlikte sodyum metabisülfiti yapabildiğimiz kadar araştıralım. Katkınız olursa hemen gönderin e-posta ile veya yorum yazarak.

Sodyum metabisülfit (bundan sonra kısaca SM diyeceğim) nedir?

Her şey gibi muhtemelen SMyi de bilmeden bir çok yiyecek ve/veya içeceğin içerisinde alıyoruz.

Sülfitler inorganik tuzdur. Antioksidan ve koruyucu özelliği vardır. Disodyum tuzu olarak da bilinir. SM ise özellikle gıda sektöründe kullanılır ancak bir çok başka sektörde de kullanımı vardır. SM renk açıcı özelliği ve koruyu antibakteriyel, antioksidan vb özelliği olması nedeniyle gıda sektöründe kullanılmakta. Yani ürün size daha güzel daha taze daha çıtır gözüksün mevuzusu işin içinde var. Bu varsa, sağlıktan ödün verme de oluyor o işin içinde bence. Göreceğiz.

http://bilheal.bilkent.edu.tr/aykonu/istenmeyen.html linkinde yer alan araştırmada şu yazmakta;

“SULFİTLER- SO2, sülfitleyici maddeler (Sülfür di oksit, sodyum veya potasyum sülfit, bisülfit, metabisülfit) olarak da bilinirler. Gıda koruyucusu olarak ve fermente içeceklerin kaplarında kullanılırlar. Fırınlanmış ürünler, çaylar, çeşniler, deniz ürünleri, reçeller, jöleler, kurutulmuş meyveler, meyve suları, konserve ve suyu alınmış sebzeler, dondurulmuş patates ve çorba karışımlarında, bira şarap ve elma şarabı gibi içeceklerde bulunurlar. Bir çok restoranın salata barında yüksek düzeyde sülfit mevcuttur.

Çayda var çayda. Hayatımda sudan sonra en çok sevdiğim içecekte dahi varmış bu madde koruyucu adı altında. Ve yine aynı yazıda diyorki;

”Sülfitler göğüste sıkışma, kurdeşen, karında kramp, ishal, kan basıncı düşmesi, başta yanma hissi, halsizlik, nabız hızlanması gibi bulgulara neden olur. Ayrıca sülfitler, bunlara duyarlı astımlılarda astım atağını tetikleyebilir.” YOK ARTIK!

Bir üniversite sitesinde yazan bilgiye elbette güveniyorum ki araştırmadan doğrulamadan yazılmaz. Bir çok gıdada yer alan ancak bunca zararı olan bir şey neden kullanılır koruyucu adı altında anlamak mümkün değil. Yani üreticiler bilmiyorlarmı sanki bunca zararı. Biliyorlar. Herhangi bir ürünün üzerinde hadi diğer zararlarını geçtim astımı olanlar kullanmasın yazıyor mu? Yazmıyor. Bu bile resmen penaltı ve kırmızı kart. Bunu bile bile de ürünleri çocukların sevdiği ürünlere de katarak satıyorlar. Başka zararları varmı bakacağız.

Uluslararası kanser araştırma ajansının (IRCA) araştırmasında http://monographs.iarc.fr/ENG/Monographs/vol54/mono54-7.pdf

SMnin potasyum metabisülfit gibi gıda sektörünün çeşitli süreçlerinde ve koruyucu amaçlı kullanıldığı belirtiliyor. Ayrıca fareler üzerinde kanserojen madde ile ilgili yapılan bir araştırmada oral yoldan farelere SM verilidiği, tümör büyümesi görülmediği belirtilmektedir. Zaten IRCAnın kanserojen maddeler sınıfına girenler listesinde de adı yok.

“The uses of potassium metabisulfite are similar to those of sodium metabisulfite; it is used especiaIly in the processing and preservng of foods and beverages (Sax & Lewis, 1987)… Potassium metabisu/fite was tested for carcinogenicity in one study in mice by oral administration in the drinking-water and sodium metabisulfite in one study in rats by oral administration in the diet. No increase in tumour incidence was observed in mice, and there was no indication of a dose-related increase in tumour incidence in rats, but both studies had some inadequacies in reporting of data.”

Bu sefer aktüel dergisine bakacağız. 2014 kasım tarihli bir haber. http://www.aktuel.com.tr/dunya/2014/11/16/zehir-yiyoruz Prof. Dr. Fatih Gültekin uyarıyormuş bizi. Burada bir çok madde var hepsine değinecek zamanım yok siz okuyabilirsiniz ama konumuz olan SM ile ilgili şu bilgi var.

“Çocukluk döneminin en fazla görülen psikiyatrik bozukluğu olan hiperaktiviteyi sentetik gıda boyaları artırabilir. Hatta normal çocukların davranışlarını bile olumsuz yönde etkiler. Katkı maddelerinin bir kısmı DNA’ya, yani genlerimize zarar verme potansiyeline sahiptir. Örneğin günde 50 gram salam, sucuk ve pastırma gibi et ürünleri tüketenlerde bağırsak kanseri görülme riski yüzde 21 artmaktadır. Katkı maddeleri alerjileri, aspartam ve sukraloz gibi tatlandırıcılar migreni olanlarda baş ağrısını tetikler. Kola içindeki fosforik asit ise kemik erimesine yol açar. En çok etkilenenler elbette çocuklar.

BİSKÜVİLER

Normal bisküvilerde Sodyum metabisülfit (E223) vardır. Alerjiye yol açabilir, baş ağrısını tetikleyebilir, DNA’ya hasar verebilir. Diyet bisküvi tüketirken tatlı yerine tuzlu olanlar tercih edilmeli. Tatlı olanlarda asesulfam K (E950) ve neohesperidin DC (E959) gibi tatlandırıcılar vardır.

KONSERVELER

Sodyum benzoat (E211) ve Sodyum metabisülfit (E223) gibi koruyucu, Allura red AC (E129) gibi sentetik renklendirici içerenler tercih edilmemeli. Kanser riskini artırabilir, alerjiye yol açabilir, DNA hasarı oluşturabilir.”

Bir başka araştırma olan http://edis.ifas.ufl.edu/fy731 University of Florida araştırması diyorki;

Sülfitler gıda katkısı olarak Amerikada 1664den beri kullanılıyor, 1800lerden beri onaylı bir şekilde kullanılıyor. GRAS yani genel olarak güvenli sayılıyor. İnsanların az bir kısmı bu sülfitlere ekstra duyarlı ama az sayıda da olsa bu duyarlılık büyük zararlara sebep olabiliyor diyor.  

“As a food additive, sulfites have been used since 1664 and have been approved for use in the United States since the 1800s (Lester, 1995). With such a history of use, sulfites have been generally regarded as safe (GRAS) by the FDA, however it is suspected that a small percentage of the population is sensitive to sulfites. This sensitivity can cause a wide range of reactions ranging from mild to severe.”

Bununla da bitmiyor;

1988 yılında FDA 10 ppm ya da daha fazla olan sülfatlı ürünlerde yani sülfat saptanabilir bir seviyede mevcut olduğunda, GRAS statüsü olması için ek şartlar eklenmiş. Alıcı apaçık bir şekilde ürünün üzerinde sülfat olduğunu görebilmeli, gerekirse ayrıca bir kart ile bilgiyi alabilmeli denmiş.

Sülfatlar çiğ ete renk verebileceğinden bu da tüketicide sahte tazelik imajı oluşturacağından, ki sahte tazelik, sülfat seviyesi 10 ppm üzerindeyse ette aynı şekilde açıkça gözükecek şekilde bir ibare olması gerekirmiş. (İngilizceleri hızlıca çeviriyorum hatalı ve daha önemli gördüğünüz yerler varsa ingilizce metinlerde söyleyin.)

“In 1988, the FDA proposed new rules that would require the presence of sulfites in standardized foods be declared on the label when the sulfating agents have a functional effect or are present at a detectable level, defined as 10 ppm or more (FDA, 1988a). Additional rules affirmed the GRAS status of sulfating agents in certain specified foods at specified maximum residual levels, provided that the presence of sulfite is declared on the label of packaged products or on bulk containers “plainly in view” of the purchaser or is indicated by a counter sign, card, or another device bearing information that the product has been treated with sulfites (Sapers, 1993).”

“The USDA prohibits the use of sulfites on meat because they may give an appearance of “false freshness” by restoring the red color to raw meat. However, ingredients treated with sulfites may be added to meat in preparation of certain processed foods, beef stew for example. The USDAs Food Safety and Inspection Service (FSIS) adopted a labeling policy for processed meat products consistent with the FDAs regulation (10 ppm or higher require labeling of sulfites). Sulfites must also be declared if they make up one part of a multi-component dinner that contains 10 ppm or more of sulfites, even if the entire dinner contains a lower level than that.”

Günümüzde ise FDA tarafından sülfitler ette ve b1 vitamini kaynağı olan gıdalarda kullanılırken GRAS olarak değerlendirilmiyor (çünkü tiyamini öldürdüğü tespit edilmiş) veya tüketiciye çiğ veya taze olarak servis edilmesi gereken meyve ve sebzelerde de uygun değilmiş.

Şimdi ise şurada New York Timestan bir haber var http://www.nytimes.com/1986/07/09/us/us-issues-ban-on-sulfites-use-in-certain-foods.html

9 temmuz 1986 tarihli bu yazıda diyorki: sülfitler nedeniyle 13 ölüm ve astım gibi bir çok hastalığa sebep oldu. FDA da yasakladı diyor. Sülfitler gizli öldürücüdür diyor yazıda. Hatta neden bu yasaklamanın kısıtlı kaldığı dahi sorgulanıyor.

DEVAM EDECEK…

(Genel olarak SMnin ve sülfitlerin neden niye kullanıldığı ve ne olduğu ile ilgili bilgimiz var şuan ve zararlarını da öğrendik. Daha derine ineceğiz. Bir işe başlamak önemli. Başlamak bitirmenin yarısı.  Lütfen aklınıza gelen, karşılaştığınız her tür bilgi soru ve kaynağı yazın.)

Standart

TORKU firmasına sorularım ve gelen cevapları paylaşıyorum. [Bu bir viral değildir :)]

Son dönemde sürekli reklamları dönen ve bir çok kişinin denedikten sonra tadı ile de önerdiği Torku firmasına dayanamayıp bir mail attım. Çünkü bu tip çok şirket gördük organiğiz, süperiz, şöyleyiz böyleyiz helaliz dedikten sonra patlayan.

Mailime hızlı ve net geri dönüş yapan Torku firmasına teşekkür ederim. Şunları sormuştum;

Merhaba,
Bu ülkenin markası olduğu için Torku ürünleri almaya ve çevremdekileri de buna yönlendirmeye başlayacağım. Ancak izninizle bazı sorularım olacak.
Helal sertifikanız sadece “et ürünleri”nde mi var? ve tüm et ürünleriniz için geçerli mi?
Çikolata, bisküvi vb diğer tüm ürünleriniz için de helal sertifikanız mevcut mu?
%100 doğal sloganınız var ancak hangi ürününüz/ürünleriniz için bu %100 doğal sloganınız geçerli?
%100 doğal organik ürünler olduğuna dair bir sertifikanız var mı?
Sertifikalarınızı veren kurum hangi kurum?
Unlu mamüllerinizde L-sistein adlı madde kullanılıyor mu?Bisküvilerde vb ürünlerinizde SODYUM METABİSÜLFİT kullanıyor mu? Kullanılması kanunen uygun mu?
Sorularımı detaylı ve özenli cevaplarsanız çok sevinirim. Cevaplarınız neticesinde bir kaç sorum daha olabilir. Şimdiden teşekkürler.

Ardından Torku firmasından şu cevaplar geldi.

Torku cevap

Ben denemeye karar verdim ürünlerini. Eğer aksi bildiğiniz bir şey veya bu cevabı destekleyen bildiğiniz şeyler var ise yorum kısmına lütfen yazın.

Saygılarımla,

Standart

2014 blogum için nasıl geçti

2014 blog için nasıl geçti kısa bir özeti burada. Okuyan, katkı sağlayan, yorum yapan herkese teşekkür ederim.

 

Rapordan bir alıntı:

Sydney Opera House’daki konser salonu 2,700 kişiyi barındırır. Bu blog, 2014 içinde yaklaşık 30.000 kez görüntülendi. Eğer bu Sydney Opera House’da bir konser olsaydı, bu kadar insanın onu görmesi kapalı gişe yaklaşık 11 gösteri alacaktı.

Raporun tamamını görmek için buraya tıklayın.

Standart

Engelli Otoparkları, İnsanımızın rezalete varan umursamazlığı ve unutkanlığı, Yetkililerin umrunda olmama

Evet olay tamamen bu başlıktan ibaret. Şimdi çok daha iyi anlıyorum engelli vatandaşlarımızı. Dün yaşadığım olay onların seslerinin aslında ne kadar çok daha gür çıkması gerekirken az çıktığını ve hatta çıkan seslerini de kimsenin sallamadığını gösterdi bana. İşte bu büyük bir rezalet ve bu rezalete yol açan insanların ahlaksızlığı ile duyarsızlığı ise apayrı bir toplumsal gerçek. Bunlar yetmiyormuş gibi konuyla ilgili yapması gerekenleri yapmayan sözde yetkililer ve yöneticiler.

Ah ki ah!

Öncelikle işin sizi sıkabilecek ancak BİLMEMİZ ZORUNLU olan kısmı ile başlayacağım. Yani kanuni tarafı ile işin.

Kanunda yer alan Otopark Yönetmeliği’nin engelli alanları ile ilgili maddeleri aşağıda yer almaktadır;

g) (Değişik:RG-02/09/1999-23804) Otoparkların giriş ve çıkışlarının yeterli olması, iç ve dış trafiği aksatmayacak şekilde düzenlenmesi mecburidir. Otoparklarda, İmar Yönetmeliğinin ilgili hükümlerine uyularak yangına karşı gereken önlemlerin alınması, özürlülerin kullanımına dönük düzenlemelerin yapılması ZORUNLUDUR. Ayrıca, özürlülere ilişkin standartlarda dahil olmak üzere Türk Standartları Enstitüsünce hazırlanan ilgili tüm standartlara uyulur. Standartların bu Yönetmelikte belirlenen ölçü ve miktarlardan daha az olması halinde Yönetmelik hükümleri geçerlidir. Bu düzenin sağlanmasından ve yürütülmesinden BELEDİYELER ve VALİLİKLER sorumludur.

ı) (Ek:RG-02/09/1999-23804) Umumi bina ve bölge otoparkları ile genel otoparkların giriş-çıkış ve asansörlerine en yakın yerlerinde birden az olmamak şartıyla, her 20 park yerinden birinin özürlü işareti konularak özürlüler için ayrılması zorunludur.

Şimdi buradan anladığımız nedir?

Öncelikle engelli kullanıma dönük düzenlemelerin kanunda bahsi geçen yapılarda yapılması ZORUNLU. Burada sadece fiziki olarak alan yapmaktan veya şartları yerine getirmekten değil, düzenlemeler derken; engelli vatandaş tarafından kullanımının sağlanması şartının yerine getirilmesinin de ZORUNLULUĞUNDAN bahsediliyor. Ekliyor; Bu düzenin sağlanmasından da Belediyeler ve Valilikler sorumludur diyerek DENETLEMESİ gereken kurumları da işaret ediyor.

Devam edelim ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Otopark Yönetmeliği‘ne bakalım;

Otoparka İlişkin Genel Esaslar:

MADDE 4

 4.08 Otoparkların giriş ve çıkışlarının yeterli olması ve bu giriş çıkışların iç ve dış trafiği aksatmayacak şekilde olması mecburidir. Otoparklarda, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından çıkarılan İstanbul İmar Yönetmeliği’nin ilgili hükümlerine uyularak yangına karşı 3 gereken önlemlerin alınması, özürlülerin kullanımına dönük düzenlemelerin yapılması zorunludur. Ayrıca, özürlülere ilişkin standartlar dâhil olmak üzere Türk Standartları Enstitüsü’nce hazırlanan ilgili tüm standartlara uyulur. Standartların bu Yönetmelikte belirlenen ölçü ve miktarlardan daha az olması halinde Yönetmelik hükümleri geçerlidir. Bu düzenin sağlanmasından ve yürütülmesinden idareler sorumludur.

4.10 Umumi bina ve bölge otoparkları ile genel otoparkların giriş-çıkış ve asansörlerine en yakın yerlerinde birden az olmamak şartıyla, her 20 park yerinden birinin özürlü işareti konularak özürlüler için ayrılması ZORUNLUDUR.

Ne diyor bize bu maddeler? AVMlerde kesinlikle ama kesinlikle otoparklarda düzen olacak! park yerleri haricinde giriş çıkışları engelleyecek şekilde park edilmeyecek ve engelli vatandaşlarımızın kullanımına dönük düzenlemeler ZORUNLU olarak yapılacak. Bitmedi! Bu otoparklar giriş-çıkış ve asansöre en yakın yerde olacak ve her 20 park yerinden birine işaret koyularak engelli vatandaşlarımız için ayrılacak ZORUNLU olarak.

Şimdi buraya kadar netsek ve anlaştıysak, ki çok açık herşey, gelelim konumuza.

01.01.2015 tarihinde evimden çıkıp Başakşehir Belediyesi sınırları içinde yer alan Mall Of İstanbul AVM’ye gittim. (Belediye sınırını belirtiyorum, ki denetleyecek devlet biriminin hangisi olduğu kanunda açıkça belirtilmişti.) Alışveriş merkezinin otoparkına aracımla giriş yaptım ve çok yoğun bir trafik otoparkta bizi karşıladı. Sabırlı bir şekilde ilerlerken otopark yönetmeliklerine uymayan ve güvenlikle hiç bir alakası olmayan şekilde otopark alanlarının dışına, duvar diplerine, boş bulunan her yere park edilen araçlar olduğunu gördüm. Herhangi bir acil durumda oradan çıkmak neredeyse imkansız çünkü araç park alanları dışına da araç parkına izin verilmiş ve müthiş bir düzensizlik söz konusu. Daha ilk anda kanunda yer alan en önemli maddeleri çiğnedi AVM otoparkı.

Güvenliğimiz es geçilip düzensizce araba parkına izin verildiği yetmezmiş gibi üzerine bir de bu AVMde tüm ENGELLİ OTOPARK alanları plakalarında engelli işareti yer almayan arabalarca işgal edilmiş! Kendilerine ayrılan yerler saygısız vatandaşlarımız tarafından gasp edilmiş olduğundan yer bulamıyorlardı. Arabama bir şekilde doğru bir park yeri buldum, park ettim ve AVM girişinde yer alan bayan güvenliğe konuyu bildirdim. Bana oldukça ilgisiz ve tavırlı davranarak verdiği cevapta hiçbir şey yapamayacağını, kendi sorumluluğunda olmadığını AVMnin çok kalabalık olduğunu ifade etti.

Rezalet başladığı gibi devam etti ve AVM yetkilileri ülkemizde yaşayan ve engelli olarak yaşamını sürdürmeye çalışan insanımızla ilgilenmemeye devam etti.

Hemen yukarıya AVM danışmasına çıktım. AVM danışmasında şikayet mektubunu doldurdum ve teslim ettim ayrıca bu sıkıntının bir kaç hafta sonra değil, hemen çözülmesi gerektiğini çünkü aşağıda engelli vatandaşların haklarının gasp edildiğini ve hemen bir yetkiliyle görüşmek istediğimi belirttim. Bana AVMnin çok kalabalık olduğundan o yüzden oralara araba parkı ile ilgili bir işlem yapmadıklarından, ayrıca tatil olduğundan ve yönetici olarak kimsenin olmadığından bahsetti. Aynı anda 25-30bin kişinin içeride olduğu bir AVMde YÖNETİCİ OLMADIĞINI söylediler. Hak gaspını çözmeyi bırakın, genel olarak acil bir durum olsa yönetecek kimse yok AVMde. Hiçbir yetkili ile görüştürmediler.

İnanmadım ve AVMnin ana telefon numarasını internetten buldum ve aradım. En sonuncusu saat 17.10da olmak üzere 3 kere 0212 801 10 00 olan numarayı aradım. Fakat numara sürekli meşgul çaldı ve yine kimseye ulaşamadım. Acil bir durum olduğunda bu numaradan o saatlerde kimseye ulaşılamazdı.

ve dün o avmde sade bir vatandaş olarak yaptığım hiçbir girişimden sonuç alamadım ve otopark düzeni ve engelli vatandaşlarımızın hak gaspı ile ilgili o AVMnin yetkilileri HİÇBİR ŞEY YAPMADI!

Böyle bir ülkeyiz hala biz.

Milyar dolarlık işler kurup bakkal dükkanı gibi yürütülen şirketlerin ülkesiyiz.

Göreve geldikten sonra “amaan nasıl olsa yürüyor işte” diye, güvenlik görevlisi olduktan sonra hizmet ettiğimiz vatandaşa karşı asli görevlerini dahi yerine getirmeyecek ve hatta vatandaşa tavır yapacak kalitesizlikte insanlara sahip ülkeyiz.

Yardım talebini bir dayanışma değil, karşısındakini aciz görerek el uzatma olarak anlayan zihniyete sahip bir ülkeyiz.

Karşısında yer alan insana sevgisi olmadığı gibi saygısı dahi olmayan insanlarla dolu ülkeyiz.

“Benim yapmamla mı olacak?” diyen insanlarla dolu ülkeyiz.

Saygısı duyması gerekirken, kendisinden daha aşağıda gören, yardım etmesi gerekirken daha fazla aşağılamayı ve o engelli vatandaşın yerine park etmeyi seçen insanların ülkesiyiz.

Tüm bunlar olurken acaba buralar denetlenmiyor mu hiç sorusunu vatandaşın aklına sokan denetleme görevine sahip Kurumların ülkesiyiz.

Sosyal olarak gelişmezsek eğer, devletin maddi açıdan daha zengin olması ve ekonomik olarak dünyanın 1 numaralı ülke olması kesinlikle önemsiz, kesinlikle faydasız. Ki bu sosyal yapıyla zaten ileriye gitmemiz de çok zor.

Tüm bunların ışığında;

1-      Zorunlu olduğu halde sadece görsel olarak görevini yerine getiren ancak sonrasında engelli vatandaşların yerine engelli olmayan vatandaşların park etmesine “AVM kalabalık daha çok para gelsin her yere park etsinler” zihniyetiyle göz yumarak suç işleyen AVM yetkililerine

2-      Engelli vatandaşlar için ayrılan park yerleri AVMnin camlı otopark girişine yakın olmasına rağmen kafasını dışarı uzatıp sorunla ilgili çözüm aramayan güvenlik görevlilerine

3-      Uyarılmalarına rağmen kesinlikle hiçbir düzenlemeye gitmeyen tüm AVM yetkililerine

4-      Engelli vatandaşların hakları umrunda olmayan ve onların yerlerine park eden duyarsız, samimiyetsiz ve kendi başlarına gelse dünyayı yıkacak kadar da yüzsüz vatandaşlara

5-      Denetlemeyen ve bazen denetliyormuş gibi yapan denetleme görevine  sahip kurumlara

YAZIKLAR OLSUN!

Not: Twitterda sıkıntıyı paylaştım. İBB Beyaz Masa yetkililerine teşekkür ediyorum çünkü hemen dönüş yapıp emniyet müdürlüğüne şikayetimi ilettiklerini belirttiler. Ancak Engellerikaldır adlı kurumun hesabı konuyla zerre İLGİLENMEDİ! Konuyu başakşehir belediyesi başta olmak üzere ilgili tüm kurumlara şikayet ettim, dönüş bekliyorum.

Standart