Nükleer Santral hakkında bir kaç soru sordum ve Bakanlık cevapladı

Geçen günlerde benim karşı çıkmadığım, yapılabilir sorun yok dediğim ve hala daha öyle düşündüğüm Nükleer Enerji Santrali ile ilgili konular gündeme geldikçe ihaleler tamamlandıkça sözleşmeler imzalandıkça aklıma bir kaç soru takıldı. Basit bir kaç soru. Merak tamamen. Aynı soruları twitter denen sosyal platformda @balzamicsirke bey de sorunca  Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına sormak benim açımdan şart oldu. Başka bir çok soru var sormak istediğim ama neden maliyetler daha çok ilgimi çekti.

Bu sorular en basit halleri ile şunlar;

1- Yapılacak nükleer santrallerden alacağımız enerjinin maliyeti ne olacaktır?

2- Türkiye olarak ortalama enerji maliyetimiz nedir?

3- Yapılacak santrallerden bir fiyat alım garantisi verilerek mi enerji alımı yapılacak?

Soruları Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına ilettim ve kısa sürede tarafıma dönüş yaptılar. Bu dönüş için Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği’ne teşekkür ederim.

Sorulara yönelik cevapları aşağıda Bakanlık tarafından gönderilen cevap metninde bulabilirsiniz. Gelen cevaba baktığımda (bugüne indirgenmiş fiyatıyla) ülke olarak gayet kârlı bir iş yaptığımızı anlıyorum.

Öncelikle kendi yorumumu ve araştırmamı katmadan yayınlıyorum. Akabinde yapacağım araştırmalar ile bir başka yazıda yazıdaki bilgiler, hesaplamalar ve rakamlar doğru mu değil mi güzel bir şekilde paylaşacağım. Ha ben doğruluğuna güveniyorum ancak teyit edilmemiş bilgi hep bir eksiktir. Konuyla ilgili bilen daha önce araştırmış olan kişiler varsa yazsınlar lütfen.

Buyrun;

 

Standart

Bakanlıktan cevap geldi! / Ekmekte domuz kılı, insan saçı, E920 kodlu L-cystein (L-sistein) var mı? 4.Bölüm

Daha önce şurada 1.Bölüm ve şurada 2.Bölüm ve şurada 3. Bölüm uzun uzun konuyu açmıştık.

Bakanlık söz konusu iddaalara ve iddaalarla ilgili sorularıma cevap verdi. Yoğunluğum nedeni ile geç siteye koyabildim. Cevap net, açıklayıcı ve bu tip iddaaları da önleyici nitelikte. Aşağıda yer alıyor ve üzerine söz söylememe de gerek kalmıyor.

Teşekkür ediyorum yetkililere.

Ancak belirtmek isterim ki; Sağlık Bakanlığı, Elevit ve Domuz ile ilgili yazılarıma böyle net açık ve sonucu olumlu olan bir cevap veremedi.IMG_7206

 

Standart

İstanbul Halk Ekmek A.Ş. cevap verdi! McDonalds firması ise yanlış anlaşılmayı düzeltti / Ekmekte domuz kılı, insan saçı, E920 kodlu L-cystein (L-sistein) var mı? 3.Bölüm

iuuq_NV_00xxx_SL_dbubmdb_SL_hpw_SL_us0xq_NK_dpoufou0vqmpbet035448171_2NU_5_SK_29c2f67998_SL_kqh

Daha önce şurada 1.Bölüm ve şurada 2.Bölüm L-sistein ile ilgili araştırmalarımı paylaşmıştım. Size çeşitli kurum ve kuruluşlardan da konuyla ilgili mail beklediğimden bahsetmiştim. Un Sanayicileri Federasyonu ve McDonalds firmasından gelen mailler bir önceki bölümlerde yer alıyor.

Bugün ise İstanbul Halk Ekmek A.Ş.den konuyla ilgili bilgi talebi mailime dönüş yapıldı. İşte o mailler;

halk ekmek soru

 

halk ekmek cevap1

 

İstanbul Halk Ekmek A.Ş.‘ye detaylı bir bilgi maili attım. Kullandıklarına dair şüphelerim güçlü olduğundan bir çok soru sormuştum. Ancak kesin ve net bir şekilde sadece ekmeklerde değil, ürünlerin hiçbirinde L-sistein kullanmadıklarına dair cevap maili gönderdiler. Yanılmışım.

Eğer yapabilirsem hala bu L-sistein ile ilgili bir röportaj veya soru-cevap yapmak istiyorum yetkili bir isimle. Bir yandan göz gerdiğim araştırmalarda sanırım 2001 tarihli idi (sizlerle paylaşacağım onu da ileride) L-sistein kullanılabilir ancak daha iyi araştırmak lazım diyor. Aklımızda dursun diye yazıyorum. 

Ayrıca şuan hala bilgi talebi maili gönderdiğim ve cevap beklediğim kurum ve firmalar şunlar;

– Burger King

– Bakanlık

– Karaköy Güllüoğlu

– Dominos Pizza

Pizza Hut ile ilgili bir sorunum var maillerine ulaşamadım bilgi talebi için.

Burada en önemli kurum Bakanlık. Onun vereceği cevaplar araştırmanın sınırlarını, gidişini ve olayın netliğini sağlayacak. Bakanlık ne kadar sürede mailime dönüş yapacak onu göreceğiz. Ancak şu var; bir önceki bölümde McDonaldsın vermiş olduğu “L-sistein YASAL” cevabı Bakanlığın yapacağı dönüşü daha çok merak etmemi sağladı. 

Bekliyorum…

Bunlara ek olarak;

McDonalds firmasına bir önceki bölümde “sormuşken helal/haram ve et konusunda ne yaptıklarını da sorayım” dediğimi ve sorduğumu ve gelen HELAL cevabını da sizlerle paylaşmıştım. Ama şunu da eklemiştim “”Ancak “Helal sertifikanız var mı” diye sormuştum, ona cevap vermemişler. Bu yok demektir.””

FAKAT; Blog yazımı okumuş olacaklar ki ben bir mail atmadan bu yazdığım ile ilgili HELAL sertifikalarını tarafıma göndermişler. Gerçekten kendilerine hassasiyetleri için teşekkür ediyorum bir kez daha. Kurumsallığın gerektirdiği her şeyi yapıyorlar iletişim konusunda ve hızlılar. Teşekkür ediyorum çünkü bir çok firmanın umrunda bile olmuyor çoğu kez yazılanlar. 

Dolayısı ile McDonalds firmasına bir teşekkür olarak blog yazıma cevaben göndermiş oldukları bu maili ve ilgili sertifikaları aşağıda yayınlıyorum. Sertifikaları ek olarak koymamaya karar verdim çünkü şu linkte sertifikalar mevcut.  http://www.mcdonalds.com.tr/et

McDonalds helal cevap

 

Standart

McDonalds cevap verdi! / Ekmekte domuz kılı, insan saçı, E920 kodlu L-cystein (L-sistein) var mı? 2.Bölüm

Mcdonalds-90sl-sisteine

Daha önce şurada 1. Bölüm konuyu açmış ve biraz araştırmıştım. Gıda ve Tarım Bakanlığı, Un Sanayicileri Federasyonu, McDonalds ve Burger Kingden mail beklediğimi yazmıştım.

Un Sanayicileri Federasyonunun cevabını yayınlamıştım ancak cevap metninde benim bilgi talebimde istediğimin aksine, yönetmeliklerin hiçbirinde bir madde göstermeden sadece “Türk Gıda Kodeksine göre un sektöründe yasak” diyordu. Bu açıklamayı kabul etmediğimi ve bir bilgi talebi maili daha gönderdiğimi söylemiştim ancak daha cevap gelmedi. Bekliyorum.

Bu arada McDonalds firmasından bir mail ulaştı bugün. Daha doğrusu 3 gün önce bir mail daha ulaşmıştı ancak tam olarak istediğim bilgiyi de içermediğinden yayınlamamış ve bir bilgi talebi maili daha atmıştım. McDonalds firması kurumsallığı gereği gayet hızlı bir dönüş sağladı. Öncelikle bunun için teşekkür ederim. 

Gelelim benim bilgi talebi maillerime ve cevaplarına. Sırası ile yayınlıyorum fakat ilk mailim McDonalds firmasının sitesinden yapıldığından onun bir örneği elimde yok. Firmanın cevabından zaten benim ne sorduğumu anlayacaksınız;

mcdonalds cevap 1

bilgi talebim 2

 

Mcdonalds cevap 2

 

Şimdi gelelim yorumlamaya.

McDonalds firmasına ilk mailimde, “sormuşken helal/haram ve et konusunda ne yaptıklarını da sorayım” demiştim L-sisteinin yanı sıra. Sordum da.

Cevap olarak Pınar Et ve Banvit tercih ettiklerini ve Helal kesim sağladıklarını belirtmiştler. Domuz katkısı yoktur demişler. Ancak “Helal sertifikanız var mı” diye sormuştum, ona cevap vermemişler. Bu yok demektir.

Daha sonra ana konumuz L-sistein için cevap gönderdiler. Un Sanayicileri Federasyonunun yönetmelik maddesi gsötermeden desteksiz sallamasının aksine McDonalds gayet NET bir şekilde “L-sistein ürününün Türk Gıda Kodeksinde E 920 kodlu bir enzim olup kullanımı YASALDIR. Daha çok unlu mamullerde yoğurma kolaylığı için kullanılabilir.” cümlesini kurmuş ve benim araştırmamı doğrulayacak şekilde bu ürünün ekmeklerde kullanılabileceğini ve bunun YASAL olduğunu belirtmiştir. Kötü haber bu ve önemli olan da bu aslında.

Öte yandan bir sonraki cümlesinde ise McDonalds severleri rahatlatabilecek bir haber vermiş,  “McDonald’s  ekmeklerinde L-Cystein bulunmamaktadır.” demiştir. Yani ekmeklerde kullanılabilir ama biz tercih etmiyoruz bizde yok demiştir.

Üzülerek söylüyorum bu habere sevinemedim bile bir önceki kötü haberin büyüklüğü nedeni ile.

McDonalds firmasının bu açıklaması şimdi şu soruyları peşinden getiriyor ki ben bir önceki yazımdan bundan bahsetmiştim.

1- Madem unlu mamüllerde L-sisteinin kullanımı yasak değil, Uncular Federasyonu neden yasak diyor resmi bir yazısında ve neden yönetmelikte madde göstermiyor. Umarım, ki sadece umabiliyorum, bilgi talebime dönüş yaparlar ve maddeleri gösterirler.

2- Yasal olan bu L-sistein maddesinin yönetmelikte hangi kaynaktan elde edilebileceği veya edilemeyeceğine dair düzenleme var mı? Araştırdığım kadarıyla YOK. İnsan saçı, domuz kılı farketmiyor kaynak olarak yönetmeliklerimizde düzenleme olmadığı için. Ancak bunu çözecek olan Bakanlığın maili olacak çünkü kaçırdığım nokta olabilir. Cevap yok Bakanlıktan hala.

Şuan Cevap beklediğim firmalar Burger King, Bakanlık ve Uncular Federasyonu. Sorular çok, cevap veren az. Diğer yandan konuyla ilgili bir kaç yetkili isim ile soru cevap yapmayı başarabilirsem yapacağım.

Standart

Ekmekte domuz kılı, insan saçı, E920 kodlu L-cystein (L-sistein) var mı? 1. Bölüm

ekmeksl-sisteine

Evet başlık uzun. Ama daha kısası durumu açıklamaz.

Twitterda bir kullanıcı (@rabiabasol) benim atladığım ancak kendisinin dikkat ettiği bir konuyu gündeme getirdi, hatırlattı. “bırakın ilaçları, her gün tüketilen ekmek unlarında domuz kılı yada insan saçından elde edilen bir madde var.” dedi.

Daha önce Elevit ve domuz ilişkisi ile ilgili araştırmış ve “evet var” sonucuna ulaşan bir insan olarak, ekmekte de sırf para için bu yapılmış olabilir diye içimden geçirdim. Araştırmak şart oldu.

Öncelikle bu iddiayı ortaya atan kişi olan Mehmet Ali Bulut ne demiş onu şuradan okuyalım http://www.haber7.com/genel-saglik/haber/1082983-yedigimiz-ekmegin-ununda-insan-kili-skandali

Daha sonra sanırım Türkiye Un Sanayicileri Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Erhan Özmen bir programda cevap vermiş ancak Mehmet Ali bey için bu cevaplar yetersiz kalıyor ve bir yazı daha patlatıyor. http://www.haber7.com/yazarlar/mehmet-ali-bulut/1086571-turkiyenin-ununda-kil-yokmus

Bu 2 yazıda can alıcı noktalar özet olarak şunlar;

– Siz hiç bir çuval beyaz un gördünüz mü? Gördüyseniz, üzerindeki yazıları okudunuz mu? Eğer okumuş olsaydınız şöyle bir ifade ile karşılaşacaktınız: Miksedilmiş un… Kül: % bilmem şu kadar. Protein: % bilmem bu kadar. Un: % bilmem ne kadar. Un’a kül niye katılır, protein niye katılır bunu -muhtemelen- fırıncılardan başkası bilmez! Peki, o protein adı altında hepimize insan saçı, domuz kılı yedirildiğini söylersem ne dersiniz? Mideniz bulandı değil mi?

– Evet, unun içinde, kıvam almasını, çabuk yoğurulmasını ve ekmek pişerken içinin de rahat pişmesini sağlamak için mutlaka bir miktar L-cystein katmaları gerekiyormuş. Öyle diyorlar. O yüzden de fabrikalar unu miks ederken bu aminoasidi de katıyorlarmış… Tabii ki size L-cystein demiyorlar. Ne diyorlar? E 920, E 921, E 910! Bunların ne olduğunu söylemiyorlar. Bunlar işte size sözünü ettiğim o aminoasit. Siyah saçlı insanların baş kılı, domuz kılı ve kaz-ördek tüyünden yapılan bir katkı maddesi.

– Bugün bu maddenin en büyük üreticisi Çin (% 90)! Çin’de siyah saçlı erkek çok… L-cystein de en çok siyah saçlı insanın kılında bulunduğu için berber atıkları bu iş için kullanılıyor. Daha kolay elde edildiği ve ucuz olduğu için…

– Avrupa Birliği Ülkeleri, Amerika, Kanada ve tabii Türkiye’de fırınlar, maalesef insan saçından üretilen L-cyctein katılmış un kullanmaktadır. Hâlbuki Endonezya’da sentetik malzemeden üretim yapılmakta. Müslümanlar için insan saçından yapılan katkı maddesi kesin olarak haramdır ve uzak durulması gereken bir şeydir… L-cyctein aminoasidi, pekâlâ kaz ve ördek tüyünden, sığır boynuzundan da üretilebiliyor. Sadece biraz daha pahalıya geliyor…

– Mevzuata uygunluğun aynı zamanda ‘dini teamüllere uygunluk’ anlamına gelmez. Bizim mevzuatımızın materyalist batının, yani özellikle -domuz  etini mubah sayan/ hatta  yer yer dayatan- AB mevzuatının tercümesi olduğunu biliyoruz.

– Bir mamulün haram olup olmaması Tabipler Birliğini ne ilgilendirsin? Onun alanı sağlık!.Canı kurtarmak için haram olan bir maddeyi de bir tabip kullanabilir.  Nitekim sağlık alanında haram olan domuzdan yararlanıldığı biliniyor. Ama o zaruret halidir. Sizinkisi ise keyfi! Siz nimet üretiyorsunuz. Dinin hükümlerini de gözetmek zorundasınız!

– Eğer biraz zahmet edip(http://www.vrg.org/blog/2011/03/09/l-cysteine-in-bread-products-still-mostly-sourced-from-human-hair-duck-feathers-hog-hair/) veya(http://foodaries.com/2011/06/l-cysteine-in-your-food-comes-from-human-hair-and-duck-feathers/) herhalde kendi ürettiğiniz una kattığınız E 920, E921 ve E910 içeriklerini öğrendiğinizde siz de yemeyeceksiniz, eminim!

– Sık sık yurt dışına çıkarım. Oralarda üzerinde  ‘helaldir’ diye yazan veya “kosher”  ürün olduğunu gösteren bir işaret gördüğümde çekinmeden yiyebiliyorum. Ama bu ülkede üzerine bir de yemin billah koysalar şüphem geçmiyor.  Neden biliyor musunuz???

– İşte gıda hammaddesi sağlayan siteni konu hakkındaki dokümanıhttp://www.hammaddeler.com/index.php?view=article&catid=35%3Aaminoasitler&id=46%3Asistein&format=pdf&option=com_content&Itemid=281Bu da satışı  http://magaza.hammaddeler.com/Sistein,LA_5836-2.html#labels=5836-2

Araştırmaya başlamadan önce Mehmet Ali beyin yazdıkları ile ilgili bir kaç düşüncem var;

1- Bu müthiş ve gerçekten mide bulandırıcı olduğu kadar dehşet verici iddiaların özellikle Endonezya kısmına daha araştırmadan katılabilirim. Çünkü Elevit ve domuz ilişkisini araştırırken Endonezyada ilaçlar ile de ilgili müthiş bir denetim ve dikkat olduğunu okudum defalarca.

2- Kesinlikle mevzuata uygunluğun dine uygunluk olmadığına katılıyorum ve ekliyorum Diyanet İşleri Başkanlığının dahi bu ve benzeri işlerle ilgilenmediğini Elevit ve domuz ilişkisini araştırdığım yazılarımda kendi verdikleri cevap ile kanıtladım.

3- Mamulün haram olup olmaması Tabipler Birliğini ne ilgilendirir, onlar can kurtarıyor fikrine ise katılmıyorum. Eğer Müslüman bir ülkeyiz (!) diyorsa buna uygun refleksleri olacak kurumların. Tabipler demiyorsa Diyanet uyaracak alternatifi var pahalı da olsa onu kullanın diye veya başka bir kurum kurulacak bu iş için. Ben vatandaşım, talep ederim. Çözümü ise yöneticiler bulacak, bulamıyorsa vebali var. Artık teknoloji gelişti ve belki de her ilacın alternatifi var zaruriyet diye bir şey kalmadı günümüzde. Burada Mehmet Ali bey yanılıyor.

4- Yurtdışında (ingiltere ve İspanya için net konuşabiliyorum bu konuda)  helal ürün veya %100 vejeteryan ürünlerde belirli ibareler var. Bu konuyla ilgili söylediğinde haklı. Ülkemizde bu tip bir dert yok nedense? Devlet kendini ileriyi taşımak isterken bunu sadece en baştakiler ile yapmaya çalışıyor ve bu da en başta yer alan kişi ve kurumları yıpratıyor. Diğer kurumlar da eğer gelişen ve yenilnenen Türkiye fikrini hazmedip buna uygun ar-ge yapar, düzenleme yapar gelişirse ancak o zaman rahatlar ülke.

————————————————–

Şimdi tüm konuları araştıralım.

Şunu rahatlıkla söyleyebilirim; Türkiyede etiketleme ve gıda katkı maddeleri yönetmeliği acilen ve dikkatli bir şekilde gözden geçirilerek yenilenmelidir. Konuyla bağımsız bir örnekte bahsedeyim (bu örnek elevit araştırmamda da gündeme gelmişti, ilgili yazılarda da var). Türk Gıda Koteksi Etiket Yönetmeliği’nin 8. maddesinde şöyle diyor: “i- Hacmen %1,2den fazla alkol içeren içeceklerde hacmen gerçek alkol miktarının etiketlenmesi zorunlu.” Peki %1,2 değil de %1,199 olduğunda neden etiketlenmesi zorunlu değil, %0 alkol tüketmek isteyen bir insan neden bunu içeceğin üzerinde göremiyor. Devlet benim yerime, benim %1,2lik alkol düzeyini bilmem gerektiğini ama daha aşağısı olduğunda bilmese de olur kararını nasıl verebiliyor? Verememeli. Kısacası bir çarpıklık varsa bu yönetmeliklerden, kanunlardan ve denetimsizlikten başlıyor, sonrasında para gözünü bürümüş, maliyetten kaçınmanın temelinin ar-ge olduğunu bilmeyen üreticiler tarafından dalga dalga yayılıyor ve artarak devam ediyor.

Elbette araştırmaya başlayacağımız yer belli; L-Cystein veya yönetmeliklerimizde geçen hali ile L-sistein veya kodu ile E 920 nedir?

Sistein bir amino asit. Özelliği insan vücudu tarafından biyosentez edilebilmesi. yani doğal yollarla sentezlenebilen bir amino asit bu. Doktor değilim, ben de araştırdığımı okuduğumu, öğrendiklerimden süzdüklerimi yazıyorum. Amino asit denilen şey de proteinleri oluşturan yapılar.

Peki bu sistein nasıl elde edilir?

Mehmet Ali beyin vermiş olduğu linkler haricinde şöyle bir internette dolaştığınızda dahi, çeşitli dünyaca tanınmış ve araştırmadan haber yapamayacak sitelerde de bu ürünün nasıl elde edildiğine dair bu istemediğimiz bilgilerin doğrulandığını görebilirsiniz. Yani L-sistein bitkisel veya sentetik olarak üretilebildiği gibi, hayvansal ki buna insan ve domuz da dahil üretilebiliyor. Az maliyetli olan insan saçı ve domuz kılı tercih.

(Burada eklemek istiyorum yine twitterdan (@drcenkozden) bir uyarı geldi bu konu ile ilgili. Maliyet bir sebep olabilir ama asıl nedenlerden birisi de doku uyumuymuş. Biraz bakındım konuya tam eğilemedim ama bu uyum nedeniyle daha önce kalp kapakçığı ameliyatlarında domuzdan elde edilen kapakçıklar kullanılıyormuş ve domuzlardan, insanın düzenleyici proteinlerinin üretimini yapmak da daha uygun oluyormuş.)

Devam edelim Forbes dergisinden Jeniffer Cohen “yediğiniz mide bulandırıcı/iğrenç 6 şey” listesinde sisteinin insan saçından üretildiğini doğrulayıcı bir bölüme yer vermiş. http://www.forbes.com/sites/jennifercohen/2012/04/03/6-disgusting-things-youre-eating-and-you-dont-even-know-it/2/ Burada şöyle diyor;

“5. Bread

Many commercial types of bread are devoid of nutritional value and contain a ton of sugar, so I’d recommend cutting back anyway. But they also contain a softening agent known as L-Cysteine.

Ick factor: L-Cysteine is made from HUMAN HAIR! Wonderbread is people! Kidding, but not about the human hair. The other source for L-cysteine is duck feathers. If you still want bread, read your labels and avoid all softening agents (and make sure it’s whole grain.)”

Yani;

“Ekmek besin değeri açısından boş ve tonlarca şeker içeren bir yiyecek, dolayısıyla yememenizi öneririm. Fakat içinde bir de L-Cysteine bulunduruyor. L-Cysteine ise İNSAN SAÇINDAN üretiliyor! Diğer bir kaynak ise L-Cysteine için ördek tüyü. Eğer hala ekmek yiyeceksiniz, içeriğini iyi okuyun ve yumuşatıcı ajanlardan (aminoasitler vs) kaçının (bütünüyle tahıl olduğundan emin olun).”

Mehmet Ali Beyin konuyla ilgili katıldığı bir TV programında bahsettiği Vejeteryanların sitesi http://www.vrg.org/blog/2013/04/22/information-about-l-cysteine/ de yine ürünle ilgili olarak daha önce bir gazeteci başvurmuş ve bilgi istemiş soru-cevap şeklinde geçen bu yazıda özetle;

“The major commercial sources of L-cysteine today are Chinese and Indian avian feathers and human hair. Hog’s hair as a source is likely when the hair/feather supply is low. Because the industrial plants needed to extract L-cysteine exist in China, most of the extraction is done there (i.e., it’s too costly for companies to ship feathers/hair and extract it here when the feathers, hair and industrial plants are already there).

Dark hair is richer in L-cysteine than light hair. Although there is no technical difference between L-cysteine derived from feathers versus that derived from human hair, industry sources have told us that human hair-derived L-cysteine is considered better and preferred in Europe.  “

Yani;

“L-cysteinein üretim kaynağı Çin ve Hindistan kuş tüyleri ve insan saçı. Domuz kılı, saç ve tüy stokları azaldığında kullanılmakta. Çin bu üretimde oldukça ön planda. Firmalar için saç ve tüyleri taşımak maliyetleri arttırdığından endüstri Çinde.

Koyu renkli saç L-cysteine açısından açık renkli saçlara göre daha zengin. Teknik açıdan da tüylerden elde edilen ile insan saçından elde edilen arasında bir fark yok, hatta ilgililerden aldığımız bilgilere göre insan saçından elde edilen L-cysteine daha iyi olarak değerlendirilmekte ve Avrupada tercih edilmektedir.

Bununla bitmiyor.

“According to the CFR (http://www.accessdata.fda.gov/scripts/cdrh/cfdocs/cfcfr/CFRSearch.cfm?fr=101.4) under paragraph 18, L-cysteine is listed on labels, usually in a parenthetical expression after the term “dough conditioner.” However, it need not be listed if L-cysteine is an ingredient used to make other ingredients which are in a final product. For example, L-cysteine used as a “reaction flavor” (http://askfsis.custhelp.com/app/answers/detail/a_id/465/related/1 see #7) need not be labeled.”

Yani;

“Amerika Birleşik Devletleri’nin Sağlık Bakanlığı’na bağlı gıda, diyet eklentileri, ilaç, biolojik medikal ürünler, kan ürünleri, medikal araçlar, radyasyon yayan aletler, veteriner aletleri ve kozmetiklerden sorumlu bürosu FDA tarafından yayımlanan CFR (Code of Federal Regulations)18. maddesinde L-cysteine parantez içinde “hamur hacimleyici/uygun duruma getirici” olarak belirtilmektedir. Eğer L-cysteine son ürünü ortaya çıkarabilmek için kullanılan bir yan ürünse içindekiler kısmında listelenmeyebilir. Örneğin: “L-cysteine tepkileyici/reaksiyon düzenleyici” şeklinde belirtilmesine ihtiyaç yoktur.”

Burada, Elevit ve domuz ilişkisin araştırdığımda Sağlık Bakanlığının bana vermiş olduğu cevap birebir örtüşüyor. Sağlık Bakanlığı bu tip tepkimeye giren yan ürünlerin içindekilerde belirtilmesinin gerekmediğini, kanunen ihtiyaç olmadığı ve onların da bunu araştırmadığını söylemişti.

Mehmet Ali Bey’in domuzu rahatlıkla tüketen Avrupa ülkelerinin mevzuatlarını kullanıyor olduğumuz ile ilişkin yazdığı satırların doğruluğunu da istemesek de ispatlamış oluyoruz. Kendi ülkemiz özelinde sahip olduğumuz ve kendimize göre düzenlediğimiz bir durum değil. Bu da detaylarda kaybolmamızı ve detaylarda gizli olan şeytanı görmeden ne yiyip içtiğimizi bilmememizi sağlıyor.

Mehmet Ali Bey’in yazmış olduğu bir şey daha doğrulanıyor. Kesinlikle ve kesinlike bizim kanun ve yönetmeliklerimiz dışarıdan aşırma olduğu için, hiçbir şekilde kanuna uygunluk dine uygunluk manasına gelmiyor. Böyle olması gerekmiyor da diyen olabilir. O da kendi dünya görüşüne haklıdır.

Mehmet Ali Beyin bir TV kanalında katıldığı programda bahsettiği Vejeteryanların sitesinden devam ediyorum.

“L-cysteine has GRAS status (Generally Recognized as Safe) http://www.accessdata.fda.gov/scripts/cdrh/cfdocs/cfcfr/CFRSearch.cfm?fr=184.1271.

FDA considers it safe when used at suggested levels for dough conditioning. Human or animal sources may be undesirable to some people. Synthetic and microbial versions of L-cysteine exist and are used in products with an approximately 10% total market share, but at present are more costly than hair- or feather-derived L-cysteine.”

Yani;

“L-cysteine Amerikaya göre GRAS (Genel olarak güvenli) sayılıyor. Ancak FDA kural koymuş, hamur işlerinde önerilen seviyelerde kullanıldığında güvenli demiş. İnsan veya hayvan kaynakları bazı insanlar tarafından istenmeyebilir. Sentetik ve mikrobiyal versiyonları da mevcut ve bu marketin %10’unda kullanılıyor fakat günümüzde saç ve tüy ile elde edilenden çok daha pahalı.”

Şimdi bu sitenin verdiği bir bilgiyi doğrulamak için Avurpa Birliği Kanunlarına baş vuruyorum çünkü bu konuda doğru bilgi vermiyor. Kanunen orada yasak maddesi var. Şurada http://eur-lex.europa.eu/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=OJ:L:2012:083:0001:0295:EN:PDF şöyle diyor;

“L-cysteine hydrochloride or hydrochloride monohydrate. Human hair may not be used as a source for this substance.”

“L-cysteine hidroklorid veya hidroklorid monohidrat. İnsan saçı bu madde için kullanılamaz.”

Yani Avrupa bu ürün için maddeyi koymuş. Herhangi bir şekilde domuzdan elde edebilirsinbuna göre ancak İnsan saçı kullanamazsın. Ama Avrupada da karaborsa olarak, kaçak olarak bu gerçekleşiyor. Hollandada Gıda Denetimi anlamına gelen  “Keuringsdienst van Waarde” programı tarafından yapılan araştırmaya göre fabrikalarda kaçak olarak kullanılıyor. Hatta fabrikada çalışan işçilerile yapılan görüşmelerde sadece %20 ördek tüyü geri kalanının ise insan saçından üretildiğini söylüyorlar. Yani Avrupada yasak olmasına rağmen kaçak olarak maliyetleri düşürmek için kullanıyor ekmek üreticileri. Haber şurada video linki de var http://m.turkinfo.nl/yedigimiz-ekmegin-ununda-insan-kili-skandali/8923/ 

Yine wikipediadan ulaşabileceğimiz bilgilerde de şöyle diyor http://en.wikipedia.org/wiki/Cysteine

Industrial sources[edit]

The majority of L-cysteine is obtained industrially by hydrolysis of poultry feathers or human hair.[7] Synthetically produced L-cysteine, compliant with Jewish Kosher and MuslimHalal laws, is also available, albeit at a higher price.[8] The synthetic route involves fermentation using a mutant of E. coli. Degussa introduced a route from substitutedthiazolines.[9] Following this technology, L-cysteine is produced by the hydrolysis of racemic 2-amino-Δ2-thiazoline-4-carboxylic acid using Pseudomonas thiazolinophilum.[10]

Özet olarak şöyle diyor; Endüstriyel olarak tüy veya insan saçı kullanılıyor. Sentetik üretim de var Helal yollarla elde edilen ama pahalı. ıvır zıvır ıvır zıvır.

Bu sefer Guardian dan Anna Brones Hanım yazmış 2013’te http://www.theguardian.com/lifeandstyle/wordofmouth/2013/may/13/10-gross-ingredients-food-horsemeat-scandal

Yediğiniz 10 iğrenç şey başlığı altında şöyle diyor insan saçı ile ilgili;

“Human hair

Amino acids are your body’s building blocks, and while they can be good for your health, not all amino acids are created equal. L-Cysteine – an amino acid used to prolong shelf-life in products such as commercial bread – can be found in duck and chicken feathers and cow horns, but most that’s used in food comes from human hair. It has been reported that most of the hair used to make L-Cysteine comes from China, where it’s gathered from barbershops and hair salons. You can avoid L-Cysteine by buying fresh bread from a local baker, as it is not an additive in flour. Steer clear of fast food places such as McDonald’s, Dunkin’ Donuts and Burger King too, who all use L-Cysteine as an additive.”

Yani yukarıdakiler ile aynı şeyi söylüyor. “L-sisteinde insan saçı kullanılıyor genellikle. Bu saçlarda Çindeki berberlerden toplanıyor. McDonalds, Dunkin’ Donuts ve Burger King de bu üründen kullanıyor.” diyor. 

Bir tüketici de yazıyı okuyunca McDonalds’a sormuş! Merak etmiş helal olsun. http://www.mcdonalds.co.uk/ukhome/whatmakesmcdonalds/questions/food/cooking-oil/do-you-use-l-cysteine-in-your-buns.html

“Do you use L-Cysteine in your buns?

I read ur answer with regards to cross contamination whilst filtering the oil. So basically there is a chance that the filet o fish oil is not 100% oil in which no other products that are not permissible for us to eat being Muslims have been fried. Also in an article in the Gurdian by Anna Brones, it is stated that McDonalds along with other companies use L-Cysteine as an additive in buns which comes from duck and chicken feathers and cow horns but most that’s used in food comes from human hair”

Yani özetle; “Guardiandan Anna hanım yazısında sizlerin genellikle insan saçından üretilen L-sistein ürününü kullandığınızı söylüyor doğru mu bu?”

McDonalds İngiltere cevaplamış;

“Thank you for your Question. None of our food is certified as Halal. The issue of Halal food items on the McDonald’s menu is a complex one, with both sides of the debate raising passionate and important issues. It goes without saying that customers are very important to the company, and McDonald’s works hard to accommodate them all as best as it possibly can. McDonald’s UK has no current plans to introduce Halal food to the menu at any McDonald’s restaurant.

However products such as our French Fries, The Spicy Veggie Patty used for the Spicy Veggie Sandwich or Wrap which is specially formulated to be suitable for vegetarians and both the ingredients and cooking procedures (these products are cooked in separate vats and the oil is filtered separately) have been approved by the Vegetarian Society. We can confirm that the L-Cysteine used within our products is a fully synthetic material and is not derived from hair or animal origin.”

Yani özetle; “Sorduğun için sağol. İngiltere McDonalds olarak hiçbir ürünümüz Helal sertifikalı değil. …. ıvırı zıvır… . İngiltere McDonalds olarak planlarımız arasında Helal sertifikalı ürün satmak da yok. …. ıvır ızıvır….. Şunu teyit ederiz, ki ürünlerimizde kullanılan L-sistein ürünü tamamen sentetik olarak üretiliyor, insan saçı veya hayvan kılı tüyü kullanılmıyor.”

Şimdi McDonalds İngiltere güzel cevap vermiş fakat;

1- Müslümanların, Vejeteryanlar Birliği kadar etkili olmadığını ve McDonaldsın menüsüne bir helal sertifikalı ürün koyduramadığını görüyoruz. Rrezalet.

2- Ürünlerinde L-sistein olduğunu doğruluyor fakat sentetik üretiyoruz diyor. Ki en azından bu güzel bir haber. Eğer doğruysa elbette.

3- McDonalds Türkiyeye benzer bir maili bugün gönderdim. Cevabı geldiğinde onu da paylaşacağım.

Şimdi resmi kurumlara başvuralım Türkiyede.

Bizim kanunlarımızda en azından Avrupada yer alan bu yasaklayıcı madde var mı peki? Türk Gıda Kodeksi Gıda Katkı Maddeleri Yönetmeliğinde düzenlenmekte bu ürünler ile ilgili kullanımlar. http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2013/06/20130630-4.htm Bu yönetmeliğin ekini de açtığınızda, karşınıza bir word dosyası çıkıyor. Bu dosyada e-920 ile ilgili maddeler sırasıyla aşağıdaki şekilde.

 

E-kodu Adı Maksimum miktar
E 920  L-sistein  quantum satis

 

06.2 Unlar ve diğer öğütülmüş ürünler ve nişastalar
06.2.1 Unlar
Kategori numarası E-kodu Adı Maksimum miktar(mg/l veya mg/kg) Dipnotlar Sınırlamalar/istisnalar
E 338-452 Fosforik asit—fosfatlar—di-,tri-ve polifosfatlar 20000 (1)(4) sadece kendiliğinden kabaran un
E 300 Askorbik asit quantum satis
E 920  L-sistein  quantum satis     buğday unu hariç
 (1):    Katkı maddeleri tek başına veya birlikte kullanılabilir.
 (4):    Maksimum miktar P2O5 cinsinden ifade edilir.
 Türk Gıda Kodeksi Bebek ve Küçük Çocuk Ek Gıdaları Tebliği’ nde tanımlanan işlenmiş tahıl bazlı ek gıdalar ve tahıl bazlı olmayan ek gıdalar
E 920 L-sistein 1000 sadece bebekler ve küçük çocuklar için bisküviler
Eklenen gıda katkı maddesinin E kodu Eklenen gıda katkı maddesinin adı Enzim preparatlarında   maksimum miktar Son üründe maksimum miktar (içecekler hariç) İçeceklerde maksimum miktar Taşıyıcı olarak kullanılabilir mi?
E 920 L-sistein 10000 mg/kg 10 mg/kg 5 mg/l

Üzülerek belirtmek istiyorum; yönetmelikte ve eklerinde hatta hiçbir yerde Avrupada olduğu gibi “İnsan saçından üretilemez.” diye bir madde yok. Aynı şekilde hayvansal ürünlerden ki buna domuz da dahil üretilemez diye bir madde de YOK!

Konuyla ilgili acaba doğrumu araştırdım diye 07.11.2014 tarihinde Gıda ve Tarım Bakanlığına bir e-posta gönderdim. Eğer bir hatam veya bakmadığım yer varsa muhakkak bana bildireceklerdir. Fakat daha dönüş olmadı. Dönüş olduğunda hemen gönderdiğim mail ile birlikte cevabı koyacağım. 

Gelelim Türkiye Un Sanayicileri Federasyonuna ve Mehmet Ali Beye verdiği cevaba. http://www.usf.org.tr/TR/dosya/1-1975/h/unda-kil-iddiasina-cevap.pdf

Cevabı okuyun iddialara cevap veriyor. Fakat uyduruk bir cevap gerçekten. Benim tek merak ettiğim nokta şu;

Cevapta“Çünkü 30 Haziran 2013 de yayımlanan ‘’Türk Gıda Kodeksi Gıda Katkı Maddeleri Yönetmeliği’’ gereğince E kodlu katkıların (C vitamini hariç) ekmeklik unda ve ekmek katkı mikslerinde kullanılmaları yasaklanmıştır, eğer kullanılıyorsa da yasal değildir ve cezai işleme tabidir. Yani bahsi geçen E920 kodlu L-cystein sadece un da değil hiçbir gıda katkı maddesinde hiçbir gerekçe ile kullanılmamaktadır, yasaktır.” diyor.

PEKİ BU MADDELERİ NEDEN YAZMIYOR? Ben yönetmeliğe baktım böyle bir madde göremedim. Göremediğim için acaba bende bir sıkıntı mı var dedim ve Federasyona, Bakanlığa attığım mail ile aynı tarihte mail attım. Şimdi aşağıda mailim ve mailime gelen cevap yer alıyor olacak ve sonrasında yorumlayacağım ki hepinizin aklına yine aynı sorular gelecek zaten.

07.11.2014 tarihli bilgi talebim

Unculara mail

13.11.2014 tarihli Türkiye Un Sanayicileri Federasyonu cevabı

Federasyonun cevabı

Gelelim bu cevabın benim sorularıma karşılık verilmiş ne kadar geçici ve boş bir cevap olduğuna.

1- Yukarıda bahsettiğim yasak konusu ile ilgili yönetmelikte hangi maddeler olduğunun açıkça belirtilmesini istemiştim. Gelen cevapta “..yönetmelikçe izin verilmemektedir” deniyor. Hangi maddeler olduğuna dair bir bilgi yok. Acaba böyle bir madde gerçekten yok mu ki koskoca federasyon açık açık yazmış olduğum “hangi maddeler?” soruma net cevap veremiyor?

2- Ben böyle bir cevap geleceğini tahmin ettiğimden özellikle 2. sorumda mailde belirttim. Dedimki “sanırım sadece buğday unu hariç unlarda ve sadece bebekler ve küçük çocuklar için bisküvilerde kullanılır diyor”. Buna ne diyorsunuz diye sormuştum. O sorumu tamamen görmezden gelmişler. E o zaman ben haklı mıyım Sn Federasyon? Böyle bir madde gerçekten yok mu? 

3- 3. ve 4. sorularıma zahmet edip kendilerinden emin cevap vermişler ki bu tamamen sorumluluktan kaçmanın babasıdır. “Ülkemizde üretilen gıda maddelerinin denetlenme yetkisi Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’ na ait olup TUSAF’ ın bu konuda herhangi bir bağlayıcı yaptırımı bulunmamakta”. Sen o zaman federasyon olarak Un ve Uncular ilgili niye varsın? Devlet ile Hükümet ile son kullanıcı ile arada bir bağ olmayacaksan, yanlış uygulamaları zorlamayacak ve “bonöm soromloloğom yok” diyerek kaçacaksan niye varsın Federasyon? Ah ki ah…

4- Bana verdikleri cevapta “Bu nedenle kullanılması yasal olmayan bir katkı maddesi için üretiminde kullanılabilme olasılığı bulunan farklı bir hammaddelerden üretilse dahi, onaylamak mümkün değildir.” bu cümle ile, yazanın da cümleyi tam anladığın sanmıyorum, benim anladığım kadarıyla L-sisteinin insan saçı ve domuz kılından üretilebildiği doğrulanıyor. “L-sistein bu maddelerden üretilemez”, “bizim kanunlarımızda bu maddelerden üretilmesi yasak” gibi bir cümle yerine bu cümle özellikle kurulmuş. 

Şimdi Federasyondan gelen bu saçma sapan cevapla elbette yetinmedim. İkinci maili aynı gün yani bugün kendilerine gönderdim. Bu bilgi mailinin benim sorularıma cevap olmadığı ve tekrar cevap verilmesi ile ilgili bir mail daha. Bakalım cevap gelecek mi? Zahmet edip yönetmeliğe bakıp eğer varsa böyle bir madde, şu madde deyip açıklayabileceklermi göreceğiz. Cevap geldiğinde o maili ve gelen cevabı da yayınlayacağım.

Bir yandan Bakanlığın, bir yandan Federasyonun cevabını beklerken, bir yandan da Avrupa Birliğine bir mail attım konu ile ilgili, onun da cevabını bekleyeceğiz. 

İnternet üzerinden yaptığım araştırmalarda, ilgili kişilerle görüşme çabalarım devam ediyor. Bu yazının ilk kısmı idi. Ancak araştırma iyi yerlere doğru gitmiyor. Hele hele Avrupa Birliğinin özellikle L-sistein üretiminde insan kılı kullanılamaz maddesine rağmen Hollanda da kaçak kullanımın tespit edilmesinden sonra, Yönetmeliğinde insan kılı ile ilgili bir madde bulamadığım Türkiye için kaçak L-sistein kullanımı konusunda oldukça ümitsizim. Gerçi izin dahilinde olup olmadığını da netleştiremedik daha.

Her türlü katkınızı beklerim. Yanıldığım, yanlış araştırdığım yerler varsa da lütfen belirtin. Amaç DOĞRUYA ULAŞMAK ve eğer bir hata yapılıyorsa yetkilileri harekete geçirmek. 

Standart

Okuma alışkanlığını canlandırmak için ne yapıldı? Bir kaç basit fikrim var.

kutuphane_296443

Nasıl bir süreç aldı başını gidiyor böyle belli değil ülkede. Tam olarak nerede başladığını az çok kestirebiliyor insanlar ancak perde arkasında neler döndüğünü elbette bilemiyoruz. Bunu bilemediğimiz gibi bu işin nerede sonlanacağı hakkında ise hiçbir fikrimiz yok. O yüzden o konuya ve bağlı konulara girmeyeceğim.

Başka şeylerin de konuşulması lazım bu ülkede. Acilen! Her şey siyaset değil, her şey para da değil.  Ülke apolitik dediniz, gençler politika ile ilgilenmiyor dediniz, siyasetin kirli sokaklarına soktunuz gençleri zar zor ve şimdi onları sokaklara kütüphaneye gitmeye değil polisi taşlamaya, devlet ile çatışmaya çıkardınız. Belki bilerek belki bilmeyerek yaptınız çoğunuz bunu. Sadece ideolojiniz için ideoloji ne bilmeyen gençleri kullandınız. Planınız tıkır tıkır işliyor gibiydi açıkçası ancak Türkiye’de pek sökmeyecek bir senaryo olduğu er geç ortaya çıktı. Bu memlekette devlete baş kaldırı operasyonları tutmuyor. Net.

Keşke gençler apolitik kalmaya devam edip dersine, işine, arkadaşlarına baksaydı. Keşke devlete taş atacağına sağlam düşünce altyapısı ile sağlam fikirler fırlatsaydı da peşinden gitseydik ülkece. Ahh ahh. Neyse (şimdilik), kütüphane demişken bir konuya daldık madem devam edelim. Hemen aklıma gelen şeyleri yazacağım konuyla ilgili. Twitterda bir kaç tivit ile belirttim. Bugün “otobüsler OKUbüs” olsun gibi bir şey gördüm oradan coştum böyle. Ne harika bir fikir.

Eskiden pastaneler gençlerin, sevgililerin, arkadaşların, dostların, yaşlıların hepimizin buluşma yeriydi. Pastanelere gidilir sohbet muhabbet artardı. Sonra pastanelerden çıktı iş başka yerlerde buluşmalar başladı. Buluşma saatleri geç saatlere alınmaya başladı. Diskolara kaydı, sahillere, sinemalara, internet kafelere vs kaydı. Teknoloji gelişti, geliştikçe gördüğün gibi her şeyi etkiledi. Etkileyecek de elbette.

Ancak bu akışta sürüklenip giderken en azından insanlar için bir kaç şeyi değiştirmek lazımdı, yapamadık ülke olarak. Hala vaktiğimiz olduğu açık. Çabalamak şart.

Mesela sürekli yayınlanan kimi gerçekten sağlam, kimi ise yapmış olmak için yapılmış o enteresan kamu spotlarından birinde de gençler buluşma noktası olarak kütüphaneyi seçseler, kütüphaneler özendirilse orada kitaplar üzerine sohbet imkanı olsa yazarlar ile, kütüphanelerde gerçekleşse imza günleri? Kültür ve Turizm Bakanlığında onca adam bunu düşünemiyor mu? veya düşünüyor ise okuma alışkanlığı bu kadar düşük bir ülkede planları ne? Kütüphanelerin fiziksel şartları bir düzenlense önce, gençlerin ilgisi çekecek şekilde modernleştirilse veya alabildiğince klasik olsa ama ihtişamı ile bizi çekse? Kütüphanenin sadece kitapların rafları dizili olduğu bir yer olmadığı anlatılsa gençlere artık bir an önce! Daha çok kütüphane açılsa!

Mesela otobüslerde, metrolarda, marmarayda, metrobüste mutlaka kitap dergi için raflar olsa ve orada ücretsiz kitaplar, gazeteler, dergiler olsa. İnsanlar en azından neymiş diyerek merak edip alsa. Varsın çalınsın, varsın yerine konmasın koskoca devletin gücü dergiye kitaba mı yetmeyecek? Gücünü tekrar yerine koyarak gösterecek Devlet. Ben bu insanlara okuma alışkanlığı kazandıracağım kararlılığını gösterecek. Bunu göremiyorum açıkçası. Net adımlar yok.

Kütüphane yüzü görmemiş gençler var koskoca ülkede? Hatta dönüp kendine bakın kaç kere kütüphaneye gittin?

İddaa ediyorum kitap okuma alışkanlığı ailede öğrenilmiyor. 1. etken ve tek etken çevre. Sen çocuğuna ne dersen de okula gittiği, dışarı çıktığı an arkadaşı onun her şeyi. Arkadaşı kitap okumuyorsa o da okumuyor. O zaman yapılacak şey anne-babaya hitap etmek yerine, gençlerin çevresine yani tüm gençlere hitap etmek.

Gençleri saf iken, toy iken, okumamış, öğrenmemiş iken içine çeken siyasetin kirli yüzüne karşı dimdik ayakta durmak gerek. Gençlerimizi bilgilendirdikten, okuttuktan sonra kendi süzgeçlerinden fikirleri görüşleri geçirebilecekleri duruma getirdikten, araştırmacı yaptıktan sonra bırakın zaten onlar yürür. Siyasete de atılır sağlam adımlarla, sağlam fikirlerle, şirketini de kurar, gider bir yerde işe de girer. Kendine güvenir bir kere.

Elbette sadece kitap okumak yeterli değil her şey için ancak ilk adım, ilk emir!

Not: Resimde washington dcde yer alan kongre kütüphanesi var. 

Standart