Nükleer Santral hakkında bir kaç soru sordum ve Bakanlık cevapladı

Geçen günlerde benim karşı çıkmadığım, yapılabilir sorun yok dediğim ve hala daha öyle düşündüğüm Nükleer Enerji Santrali ile ilgili konular gündeme geldikçe ihaleler tamamlandıkça sözleşmeler imzalandıkça aklıma bir kaç soru takıldı. Basit bir kaç soru. Merak tamamen. Aynı soruları twitter denen sosyal platformda @balzamicsirke bey de sorunca  Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına sormak benim açımdan şart oldu. Başka bir çok soru var sormak istediğim ama neden maliyetler daha çok ilgimi çekti.

Bu sorular en basit halleri ile şunlar;

1- Yapılacak nükleer santrallerden alacağımız enerjinin maliyeti ne olacaktır?

2- Türkiye olarak ortalama enerji maliyetimiz nedir?

3- Yapılacak santrallerden bir fiyat alım garantisi verilerek mi enerji alımı yapılacak?

Soruları Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına ilettim ve kısa sürede tarafıma dönüş yaptılar. Bu dönüş için Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği’ne teşekkür ederim.

Sorulara yönelik cevapları aşağıda Bakanlık tarafından gönderilen cevap metninde bulabilirsiniz. Gelen cevaba baktığımda (bugüne indirgenmiş fiyatıyla) ülke olarak gayet kârlı bir iş yaptığımızı anlıyorum.

Öncelikle kendi yorumumu ve araştırmamı katmadan yayınlıyorum. Akabinde yapacağım araştırmalar ile bir başka yazıda yazıdaki bilgiler, hesaplamalar ve rakamlar doğru mu değil mi güzel bir şekilde paylaşacağım. Ha ben doğruluğuna güveniyorum ancak teyit edilmemiş bilgi hep bir eksiktir. Konuyla ilgili bilen daha önce araştırmış olan kişiler varsa yazsınlar lütfen.

Buyrun;

 

Standart

İstanbul, trafik, beton, nefes, cctv, eds, emniyet şeridi, maden, insan, ölüm…

Bu kadar mı zor yaşadığın ve yönettiğin şehre sahip çıkmak? Bu kadar mı zor paraya boyun eğmemek ve “dur!” demek?

Her gün iş yerinden çıkarken servise binip eve gitmek için verdiğim mücadelede aklıma gelen sorular bunlar. Her gün! Ben bunu her gün düşünürken yöneticilerin düşünmemesi imkansız. Ama neden böyle olmaya devam ediyor o zaman? Bilmiyorum. Ama üzülüyorum. Üzüldüğüm kadar sinirliyim de.

Her gün trafiğe sokağa çıktığında gördüklerinden memnun kalmadıkça nasıl o şehirde yöneticiliğe devam edebilirsin? Durup hiç düşünmez mi insan “yahu ne yaptık biz? Bu insanların en az günde 2-2.30 saatleri trafikte geçiyor. İnsanlara nefes alacak alanlar kalmadı” diye. Şehrin insanları böyle yaşadıkça verim azalıyor, stres artıyor, sinirler geriliyor, ömür bitiyor…

Hiç bakmaz mı insan Osmanlı zamanında bu şehir nasılmış? Cumhuriyetin ilk dönemlerinde nasıl mış? Şimdi nerelere gelmiş, ne kadar çirkinleşmiş… Yüzüne bakılmaz hale gelmiş bir prenses düşünebiliyor musun sen hiç? Bilsem ki bu şehir gollum zaten, bu çirkinleşmeye tek lafım olmaz. Ama biliyorumki bu şehir bir prenses, bir inci ve çirkinleşiyor, kayboluyor güzelliği. İşte buna lafım var. Hiç düşünmez mi insan yıllardır “yahu biz çözüm aramaya çalışıyoruz İstanbul için, fakat bir yandan da aradığımız çözümlere engel olacak, taş koyacak iş yapıyoruz. Sürekli inşaat yapıp bina dikip İstanbul’a daha çok yükleniyoruz. O yüzden bu işi hiç çözemiyoruz.” diye. İstanbul’un çözümsüzlüğü bu. Öyle bir Başkana ihtiyacı varki İstanbul’un, yıkmaktan korkmayacak, sorumluluktan baskıdan yılmayacak İstanbulun çirkinlik sorununu çözmek amacı ile başa gelecek bir belediye başkanına ihtiyacı var. Yıllardır böyle bir başkan gelmedi.

Yönetilmiyor İstanbul. Başıboş sanki… Sahipsiz kalmış. İstila etmiş uzaydan gelen beton binalar. Uzaylılar göndermiş de istila edilmiş hep boğazın kıyıları. Hepsi birer ucube gibi dikilmiş şehrin göbeğinden denizin kıyısına kadar binalar. Dikmek yetmemiş en yükseğini biz yapacağız yarışına girilmiş ve kazanılmış en yüksek gökdelenler yapılmış İstanbul’a. Daracık sokaklardan nefes alacak yer kalmamış, gökyüzüne hasret insanlara.

Ekonomi inşaat ekonomisi ülkede. Anlıyorum. Önemli bir geçiş süreci var genel olarak her alanda. Ama inşaat ekonomisine de bir yerde dur deyip reel ekonomiye geçiş yapılmalı. Çünkü ben artık “inşaatlar dursun gerekirse batsın ekonomi ama gökyüzünü göreyim, evime rahat gideyim Allah aşkına!” modundayım.

Trafiğe bakıyorsun, çözüm olur rahatlatır ulaşımı dedikleri “otobüs şeridi” projesini bile beceremediler. Belirli saatler arasında o şeridi güya sadece otobüs kullanacaktı. Yahu adam emniyet şeridini otoban gibi kullanıyor sen daha bunun önüne geçemeyerek ACİZ kalmışsın, otobüs şeridine girmeyecekmiş adam. vay anasını ya. He unutmadan elimizde EDS diye de saçma sapan bir uygulama var. Detayına girmek dahi istemiyorum.

ACİL ve hızlı bir şekilde Londrada yer alan CCTV sistemine geçmesi EDS diye kurduğu hiçbir işe yaramayan ve asıl olması gereken yerlerde olmayan çarpık sistemi de CCTV ile desteklemesi, şehrin her santimini bu sistemle gözetlemesi gerekiyor Emniyet ve Belediye tarafından. Bu söylediğim de hayal değil asla! Böyle büyük bütçelere sahip bir şehir için hiçbir şey. ama bu şekilde yapılanlar cezasız ve denetimsiz kalırsa şehir elden gitmeye devam eder. Ediyor da.

Denetimsiz, cezasız demişken…

Her gün bu çileyle İstanbulda yaşarken, diğer yandan aldığımız şehit haberleri, maden faciaları…

Şehitlerimize Allah rahmet eylesin, mekanları cennet olsun inşallah. Ailelerine sabır versin mevlam. Bu dualarım dışından bir şey yazamıyorum… Allah belalarını versin. Allah onları kahretsin. Olan biten zaten ortalıkta. Kimin ne yaptığı, yapmadığı… Ama şunu net söyleyeyim bu şehit haberlerinden sonra, Kobani umrumda değil. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından ve bu ülkeyi seven vatandaşlardan hiçbirinin de umrunda olmaz askeri polisi şerefsiz kansız hain teröristler korkakça vurdukça. Kamu düzenini bozdukça birileri bu ülkenin toprakları içerisinde, bu ülkenin sınırları dışındaki topraklar niye umrumda olsun? Değil kardeşim. Önce bu ülkenin düzenin kanunu kuralına uyacaksın. Sonra bakacağız açılımına. Eğer bu şekilde olmazsa bu millet hesap sorar. Sordu da daha önce. Şeref yoksunları.

Madenlere gelince; yüzlerce vatandaşımızın öldüğü, çocukların babasız, kadınların kocasız kaldığı maden felaketinden sonra ülkede bulunan tüm madenlerin ruhsatlarını iptal edip, ruhsat alabilmeleri için yeniden en sıkı şekilde denetime tabii tutmayan, son maden kazasından sonra “Kapatmak istediğimizde 50 kişi araya sokuyorlar” diyebilen, “Maliyetten kaçıyor maden sahipleri, biliyorum” diyip bir şey yapmamış olan, “biz tali denetleme görevi yapıyoruz” diyerek denetleme işini küçümseyerek sorumluluk asıl bizde değil demeye getiren, “daha yeni özellikle küçük madenleri hepsi kapatılmalı” diyen Bakan ve  Bakanlar kusura bakmayın bugün bu saat oldu hala ülkede yer alan tüm madenler kapatılmadı ve hala ruhsatları iptal olmadı ve hala tekrar hızlı ve güvenli bir şekilde denetime tabi tutulmuyorlar.

Ne değişiyor? Niye sadece boş boş konuşuyorsunuz. Hızlıca hareket etsenize işler düzeltmek için.

Kılıçdaroğluna hayatım da ilk defa katıldım sizin yüzünüzden. Adam dediki “ Neden insanlar öldükten sonra koşa koşa gidiyorlar, neden ölmeden önce gitmiyorlar?”

Bakanlar sırf şu Kılıçdaroğluna bu soruyu sordurttukları için bile istifa etmelidirler. Bu kadar kolay mı ya yüzsüz bir şekilde 50 adam araya giriyor kapatamıyoruz gibi açıklamalar yapmak.

Sen Bakansın kardeşim. Kapatacaksın. Oy kaybetmekten korkmayacaksın. İnsan için, Hayatlar için, ülke için ne doğruysa, neyi doğru biliyorsan onu yapacaksın! Yapmıyorsan, kapatamıyorsan BECEREMİYORSAN bırakacaksın.

Ama yok! Benim memleketimde denetimsiz, cezasız kalıyor işverenin insan hayatını umurusamadan Allah korkusu olmadan gözünü para bürümüş şekilde maliyetlerden kısacağım diye madeni işletmek için gerek ve şart önlemleri almaması. Tüm bu ölümler olduktan sonra ben de derim hukuki süreç başlatıldı, cezasız kalmayacak gak guk. Hukuki süreç bundan önce başlayacaktı o madenler KA PA TI LA CAK TI!

Güya müslüman ülke biziz. Dinin sana ne emrediyor? Sen yapabileceğin her şeyi yaptıktan sonra Allah’a havale et işini diyor. Sen ise işveren olarak da, Devlet olarak da yapabileceklerinin hiçbirini yapmadan, o madende tüm güvenlik önlemlerini almadan, o maden güvenlik önlemlerini almadıysa madeni kapatmadan, elinden gelen her şeyi yapmadan işi Allah’a bırakıyor, kaza bela olmasın diye dua ediyorsun. Elin gavuru ne yapıyor? Son teknoloji ile insan hayatına saygısı ile maliyetleri düşürmeden gerekirse ürünü pahalı tutarak ve hatta maliyetleri ar-ge yaparak yeni teknoloji üreterek düşürerek elinden gelen her şeyi yapıyor.

Para gözünü bürümüş çakma iş adamları, ülkemizde hala işçi üzerinden maliyetleri azaltmaya çalıştıkça bu ülke ileri gitmez, geri gider ve batar. İşverenler acilen şunu bilmeli; maliyetler işçi üzerinden değil, ar-ge yapıp yeni teknolojiler üreterek düşürülür.

Son olarak şunu diyeceğim;

Salak adamla uğraşmak zor. Ülkemizde çok var.

Standart